Zaman Çizelgesindeki Kum Tanecikleri

Tek gerçek ölçü birimi “Zaman” onda da geriye gidip nereden geliyoruz diye baktığımızda bir insan ömrü ve yaşadığımız periyot için “geçici” kavramını kullanmak yanlış olmazdı.

Eski yüzyıllara nazaran çok daha geçici, henüz tam anlamlandıramadığımız adını koyamadığımız anlar yaşıyoruz. Bu anların sayısı artıkça adapte olabilme kaslarımız da gelişiyor ve insanlığı bir sonraki sıçramasına hazırlıyor bizleri. Burada farkettiğiniz üzere 200–300 yıl gibi kısa bir süreden bahsetmiyoruz. X,Y,Z kuşağı, sosyal medya, yapay zeka, robotlar, henüz birlikte yaşamayı öğrenemediğimiz şeylerden basit olan birkaç tanesi. 20 yıl sonra yapılan bir araştırma koca bir neslin sadece ve sadece bilinçsiz sosyal medya kullanımı yüzünden birçok yetisini yitirdiğini söylese ne düşünürsünüz?

Tek temennim İnsanoğlunun çok da uzak olmayan bir gelecekte doğruyu, iyiyi güzeli idrak edebilip, bunu yaşatabilmek için kenetlenebilmesi. Aksi halinde soyu tükenen türler arasına girme olasılığı çok yüksek! Aşağıdaki çizelgeye bir de bu gözle bakın.

zaman


Globalleşemeyenlerden misiniz? Üzülmeyin sorun DNA’nızda gizli.

İşim gereği birçok ülkede 100’lerce insanla ile bire bir çalışarak bir şeyler inşa etmeye, faaliyet gösterdiğimiz sektöre ilişkin yenilikçi çözümler sumaya çalışıyoruz. Rusya’dan Brezilya Arjantin’e, Güney Afrika’dan Nijerya Hindistan’a Polonya’dan Kuzey Amerika’ya kadar birçok farklı milletten insanla çalışma fırsatı buluyorum.

Bu ekipler arasında bir kıyaslama yaptığımda hemen her konuda en az global düşünen insanların buna müteakip elbette startUp’larının sadece Türkiye’de olduğunu görüyorum. İkinci sırada Nijerya var gibi gözükse de, her ne yapıyorlar ise; tüm Afrika için yapıyorlar ve sadece Nijerya’da 190 milyon kişi yaşıyor. Yani oralarda da işinizi hızlı ölçeklendirebilmek Türkiye’den çok daha olası.

Daha az global düşünmemizin birkaç sebebi var;

Avrupalı mıyız? Orda Doğulu mu? Yoksa Asya’dan mı geliyorduk?

Kendimizi hiçbir bölgeye ait hissetmiyoruz. Oysa Türkiye’deki startUp’ların ya da profesyonellerin Orta Avrupa ve Orta Doğu’da yapabilecekleri o kadar çok iş var ki! Hatırlarsanız bizler, en azından benim kuşağım ilkokuldan itibaren Türkiye’nin Orta Avrupa ve Orta Doğu’yu nasıl birbirine bağladığından, bölgedeki öneminden bahsediyoruz. Bunu şimdiye kadar nasıl kullanabildik? Üzülmeyin, Türkiye’deki en büyük holdinglerin birçoğu da birşey yapmıyor bu konuda. Bilmeyenleriniz Naspers’ın hikayesini araştırsın, 1915 yılında kurulan Güney Afrikalı (evet 103 yıl önce) bir şirketin 2001 yılında Çin’de yaptığı 32 milyon dolarlık yatırım ile nasıl Dünya’nın en büyük şirketlerinden birini yarattığını bir inceleyin. Bu şirket Tencent, bugün piyasa değeri 500 milyar dolar civarında. Aklınıza gelen, buna benzer bir yatırım yapmış dev şirketimiz var mı Türkiye’de? Dolayısıyla üzülmeyin.

Pasaportumuz!

Etrafımızdaki hiçbir yere vizesiz gidemiyoruz. Basit bir ayrıntı gibi gözüküyor olabilir lakin çok önemli! Birçoğunuzun beğenmediği Romanya’dan, Bulgaristan’dan bile insanlar sırt çantalarını alıp dünyanın herhangi bir yerine çalışmak için daha kolay ayrılabiliyorlar yuvalarından. Bizlerse ya gider ve oturma-çalışma izni alamaz geri dönmek zorunda kalırsak diye düşünmek zorundayız. Çoluk çocuk ne yapar? Diğer taraftan ne kadar iyi profesyonel olursanız olun birileri yurtdışından sizi transfer etmek istese bile size sponsor olmak yani daha fazla para harcamak zorunda sizi işe alabilmek için. Diyelim tüm bunları göze aldı ve sizi istiyor. Benliğimizin en diplerinde yer etmiş ata sözlerimiz? Oğlum gitme; taş yerinde ağırdır! Her horoz kendi çöplüğünde vb… atasözleri ne olacak? Bir bildiği yok mudur atalarımızın.

Çekirdek Aile Kavramı!

Birbirimizi kandırmayalım arkadaşlar, evlenmeden önce ailesinden ayrılamamış, başka şehre gitmesin diye üniversiteye kaydettirilmemiş veya zar zor gönderilmiş bir nesilden bahsediyoruz. Böyle yetişti birçoğumuz. Konfor alanından çıkmayı başarıp yurtdışına gitmiş tanıdıklarınız var mı? Mesela Almanya’da yıllarca yaşamasına rağmen kendi Türk komunitilerini kurmayı tercih etmiş, oranın halkının arasına karışmakta çok zorlanmış akrabalarınız, arkadaşlarınız? Almanca konuşmayı 10 yıl sonra o da çat-pat mı öğrendiler? Yurtdışına okumaya dil öğrenmeye gidip, bulduğu birkaç Türk arkadaşıyla Türkçe pratiği yapıp geri gelen arkadaşlarınız var mı? Klübe hoşgeldiniz!

Yüksek ego ve konfor alanını hiçbir şekilde terket etmek isteMEme refleksiyle yukarıdaki maddeleri harmanladığımızda ortaya biz çıkıyoruz. Pratiğiz evet! Lakin biraz fazla growth hack yapıyoruz hemen herşeye ilişkin, bu güvenilirliğimizin sorgulanmasına sebebiyet veriyor zaman zaman. Buna pratiklik değil, hinlik denebiliyor bazen hatta. En büyük endişem dışarıya bakma, daha büyük oynama fikrini yeni nesle yeni nesil şirketlere aşılayamaz isek; en büyük avuntumuz büyük kısmı yabancı bir şirket tarafından satın alınmış yerli startUp’lar ya da tamamı kendisinden yıllar sonra kurulmuş global bir şirket tarafından satın alınan işler olacak. Globalleşemez isek; global firmaların yuttuğu bir eko-sistem olacağız.


Kredi Kartlarının İnternet Alışverişine Kapatılması

Tüm sektör paydaşları olarak kullanıcıların internet üzerinden alışveriş refleksini iyileştirmeye çalıştığımız şu dönemde rekabet halinde olduğumuz birçok etmen var. Sıralamakla bitmez ama şöyle hızlıca bir bakacak olur isek; havaların güzelliğinden tutun alışveriş merkezlerinin çokluğuna, kargo şirketlerinin teslimat sürelerinden pazar yeri satıcılarının henüz istediğimiz seviyelere ulaşamayışına değinebiliriz.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen %25’in üzerinde (gelişmiş pazarlarda bu rakam tek hanelerdedir) bir büyüme ile Hindistan ve Latin Amerika pazarının arkasından en hızlı büyüyen ülkelerden birisi konumunda Türkiye. %3’ün altındaki dijital ticaret payımızı çok hızlı bir şekilde %7–8’lere çıkarabilme şansımız olduğu düşünüldüğünde bu büyümenin de katlanarak artacağını söylemek çok yanlış olmaz. Kilit nokta, yüksek frekansta internet üzerinden alışveriş yapan 5 milyon kişiye yeni milyonlar eklemek hemen her paydaşın vazifesi olmalı.

40 milyonun üzerinde internet kullanıcısı olan, 18m’un üzerinde kullanıcının bankaların internet şubesini kullandığı bir ortamda sadece 5 milyon kabul edilebilir bir rakam değil. Burada kredi kartlı ödemelerin dışında alternatif ödemelere yani lisanslı ödeme kuruluşlarına ciddi bir yük düşüyor ki bu başka bir yazının konusu. Dijital alışverişlerde kredi kartı kullanımının %90′lara ulaşmasının sebebi bu konuda çok iyi olduğumuzdan değil, alternatif yöntemler ile yeteri kadar müşteriye ulaşamamızdan kaynaklanıyor.

Bir önceki yazımda sektörle ilgili kamu ve kuruluşların desteğinden bahsetmiştim, burada da hemen hiç kimsenin anlayamadığı kredi kartlarının tamamının internet alışverişlerine kapatılmasına değinmeden edemeyeceğim. Yanlış duymadınız! Yeni regülasyon ile birlikte internet üzerinden daha önce alışveriş yapmış olsun olmasın tüm kredi kartları internet alışverişine kapatılıyor. Kullanıcılar bankaları ile SMS, internet bankacığı vb kanallardan iletişime geçip talimat vermez ise; bu kartlar kapalı kalacak ve dijital ödeme yapmaya çalıştığında hata alıyor olacak. tekrarlayan / düzenli ödemeler ile ödeme toplayan şirketler ve kullanıcıları da ciddi bir kayıp bekliyor maalesef.

İlk lanse edildiğinde 2017 Ağustos ayı içerisinde planlanan bu geçiş, sektör paydaşları ve derneklerinin oldukça tepkili ve haklı bastırmasıyla önce Aralık sonuna sonra da Ocak ayı sonuna ertelendi. Ertelenme sebebi de hepinizin tahmin edeceği üzere milyonlarca kişinin henüz kartlarını internet alışverişine açtırmamış olmasıydı. Bilinçsizce hareket ettiği için internet üzerinden dolandırılan birkaç kullanıcının şikayeti sonrası alınan bu karara ilişkin bu saatten sonra bir iptal beklemek çok mümkün gözükmüyor.Maalesef yanlış yaptık demeyi sevmiyoruz milletçe! Yerleştirilmeye çalışılan dijital alışveriş güvenlidir algısını nasıl bir çırpıda kendi kendimize yerle bir ettiğimize de girmek istemiyorum, zira TOBB çatısı altında bu konuda epey bastırmama rağmen algı kavramını anlatamadım ilgililere, yine aynı gün tüm e-Ticaret meclisinde tüm katılımcılara sorduğumda orada bile henüz odanın %35′e yakını kartlarını açtırmak için gerekli aksiyonu almamıştı.Bu da maalesef %35′lik bir para, zaman ve enerji israfı olarak geri dönecek eko-sisteme, toparlamamız için muhtemelen 3 aya ihtiyacımız olacak ki büyük kayıp!

Çözüm ise çok basit; son 6 ay-1 yıllık periyotta dijital alışveriş yapmış kredi kartlarını açık bırakalım, gerisi için bu kuralı uygulayalım yeter. Herkes kazanır. Sektör için hemen her yerden destek istediğimiz şu günlerde bu gibi hareketler bazen gölge etme, başka ihsan istemem dedirtiyor.


2017′de PayU ve Fintech eko-sistemi

PayU’nun Türkiye’de faaliyetine başlamasının üzerinden 6 yılı biraz aşkın bir süre geçmiş. Bu aynı zamanda Türkiye’de PSP’lerin de doğduğu yıla götürüyor bizi. Geriye dönüp baktığımda kişisel olarak beni en çok tatmin eden şeyin aslında PayU değil de tamamiyle eko-sistem ekseninde konuları ele almaya çalışıyor olmamız olduğunu söyleyebilirim. PayU Türkiye ile Hindistan’dan sonra en hızlı büyüyen 2. Ülke olmamız, 2017 yılı içerisinde karlılığı yakalamamız, cirosal anlamda Türkiye’nin en büyük ödeme kuruluşu olmamız ilki kadar tatmin etmiyor beni ve ekibimi. Biliyoruz ki ülkece çok daha fazlasını yapabilir, dokunduğumuz herkesin hayatını daha iyiye doğru değiştirebiliriz.

2017′ye kısaca bakacak olur isek; BDDK, Rekabet Kurumu, Gelir İdaresi başkanlığı, Masak nezdinde atılan birçok olumlu adım var. Finansal okur yazarlığı artırıp, bankacılık dışında da alternatif bir finans sektörü yaratabilmek için epey çaba sarf ettik Burhan Eliaçık liderliğinde, ODED çatısı altında. Burada iş birliklerinden dolayı tüm lisanslı ödeme kuruluşlarına kişisel olarak da teşekkür etmek isterim. Sıfırdan ayağa kaldırdığımız bir eko-sistem için rekabet yerine birlikte iş yapış şeklini benimsemeye çalışıyor olmamız sektör için de büyük kazanç oldu.

TOBB çatısı altında, eTicaret meclisinde de atılan, ses getirecek adımlar var. Örneğin; e-Ticaret işletmelerinin ihracata ilişkin yaşadığı sorunları büyük ölçüde çözmek üzereyiz. Meclis başkanı Oget Kantarcı ve yardımcıları herkese eşit uzaklıkta, çok güzel işler çıkardılar kısa zaman içerisinde.Elbette çok çaba sarfetmemize rağmen hala doğru formüle edemediğimiz konular da oldu. Örneğin; kredi kartlarının anlamsız bir şekilde internet üzerinden alışverişe kapatılması konusu gerek Türkiye gerekse yurtdışı pazarda çok ses getirdi. Yabancı firmaların Türkiye’ye biraz daha şüphe ile bakmasına sebep oldu bile diyebilirim. Neyse ki uzun süredir erteletebilmeyi başarıyoruz bu konuyu, temennim en azından 2018 ilk yarısını atlatabilmek.

Yine 2017 yılında da startup’lar ile olan iş birliklerimize tam gaz devam ettik, Türkiye’de alternatif en fazla ödeme yöntemini kendi üzerinde barındıran platform PayU oldu. Compay’den UPT’ye birçok yerli ödeme sistemi ile iş birliği halinde olan tek ödeme servis sağlayıcısıyız. Bu işleri kendi başımıza yapmayı bir an için bile düşünmedik. Yurtdışından servis olarak aldığımız mPOS çözümünü kullanmayı bırakıp, Türkiye’den bir startup ile yola devam ettik. Bu yıl onların çözümünü PayU’nun tüm ülkelerine götürüyor olacağız.

2017 yılı içerisinde PayU Hub’ı devreye alarak, Türkiye’de yaptığımız tüm ödeme yöntemlerini tek platformdan sunma beceresini, tüm dünyaya yaymayı başardık, bu minvalde Uber, Aliexpress vb birçok ülkede faaliyet gösteren global işletmeler  PayU Hub ile entegre olarak faaliyette bulundukları tüm ülkelerden alternatif ödeme yöntemleri ve local acquiring ile ödeme alabiliyorlar. 2018 yılında online kredi ile birlikte *cross border en çok ses getirecek iki konu. Top 500 global işletmeyi bu platform ile onboard etmek istiyoruz. Bu Türkiye’de birlikte çalıştığımız bankalara da ciddi bir hacim getireceğimiz anlamına geliyor. Kişisel olarak en büyük hedefim bu platformla Türkiye’den de global işletmeler yaratabilmek. Birlikte çalışmaya başladığımız irili ufaklı birçok aday kurum oldu şimdilik.

Global işletmeler demişken, Türkiye ve Türk insanı olarak en büyük eksiğimiz global düşünmek, bunu katıldığım her platformda iliklerime kadar hissediyorum. 2018 yılı hepimiz için; daha çok global iş yapmayı başarabildiğimiz yurtdışında da fırsatları yakaladığımız, mevcut teknolojilerimizi yurtdışına ihraç edebildiğimiz bir yıl olsun.

*İşletmelerin sınırlar arası yaptığı ticaret


Capital Dergisi – Fintech Pazarı Röportaj

- PayU Türkiye olarak bugün kaç şirkete ulaşıyorsunuz? Ne kadar üyeniz bulunuyor? Ne kadarlık işlem hacmine sahipsiniz? Bugüne kadar gelişimi gösteren verilerinizi alabilir miyiz?

PayU Türkiye olarak Türkiye’nin ilk PSP’si (Ödeme Hizmet Sağlayıcısı) olarak başladığımız yolda, 4 senenin sonunda 0’dan başlayarak 5.000’den fazla aktif üye işyeriyle çalışma noktasına geldik. Bu sayı her geçen ay katlanarak artıyor. Dünya genelinde 200 bine yakın işletmeye 250’den fazla lokal ödeme çözümü ile hizmet sunuyoruz. 18 ülkede elde ettiğimiz yıllık 15 milyar dolar ciro ile dünyanın en büyük 3 PSP’sinden birisiyiz.

Hem Türkiye’de hem de dünyada PSP’lere e-ticaret firmalarından inanılmaz bir ilgi söz konusu. Bunda ödeme noktasında hem işyerlerinin hem de tüketicilerin ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayabilecek hem de kolay yönetilebilen altyapı arayışının artması önemli rol oynuyor.

- Türkiye’de işinizin geleceğine dair nasıl hedefleriniz var? Yeni alanlar düşünüyor musunuz? 2 yıllık bir sürede büyüme hedeflerinizi alabilir miyiz? 

Kendimizi bir ödeme kuruluşu olarak değil, hizmet verdiğimiz üye işyerlerinin iş ortağı olarak konumlandırmak için çalışıyoruz. Sıklıkla dile getirdiğimiz bir sözümüz var; “ödemeyi bize bırakın, siz asıl işinize odaklanın”. Bu amaçla üye işyerlerimizin online dünyada her türlü ödeme ihtiyacını karşılamak için çalışırken, offline dünyada da onlara destek sağlayabilecek, online dünyalarıyla entegre çalışan ve işlerini kolaylaştıran çözümler üzerine yoğunlaşıyoruz. Son dönemde üzerinde çalıştığımız mPOS isimli mobil uygulama üzerinden kart ile ödeme almaya yönelik uygulamamız buna güzel bir örnek teşkil ediyor.

Buna paralel olarak e-ticaret ekosistemini de büyütmek için çaba gösteriyoruz. Sağlıklı ve gün geçtikçe genişleyen bir e-Ticaret dünyası için bu sistemin dışında kalan işyerlerine de bu dünyayı anlatmak ve onlara e-Ticaret dünyasının sunduğu geniş imkanları anlatmak, bu imkanları nasıl en sağlıklı ve başarılı şekilde değerlendirebileceklerini göstermek de önemli. Tabii bu işin önemli bir bacağını da sokaktaki müşteriler oluşturuyor. Onlara yönelik de Fatura Ödeme, Sadakat Sistemi vb. projelerimiz söz konusu.

Tüm yeni projeler ve yaptığımız bilgilendirme çalışmalarıyla 2 sene sonunda e-ticaret hacminin %30’unu bankalarımızla birlikte kendi sistemimiz üzerinden geçirmeyi hedefliyoruz.

- Türkiye’de fintech pazarının geleceğine ilişkin öngörüleriniz neler? Hangi alanlarda, ne ölçekte firmalar göreceğiz?

Ödeme kuruluşlarının lisans alması sürecinde BDDK’ya 43 başvuru yapıldı; bunların 10 adedi PSP. Rakam ilk başta yüksek görünmekle birlikte pazarın daha da büyüdüğü bir noktada bu rakamın düşüklüğü ortaya çıkacak. Fakat sağlıklı bir büyüme ve e-ticaretin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için pazara farklı alanlarda hizmet sunan oyuncular girmeli ve bu sayede e-ticaret ekosisteminin farklı alanlara genişlemesi, büyümesi sağlanmalı. Birbirimizle rekabet etmek yerine işyerlerinin ve son kullanıcıların önünü açacak çözümler üzerinde durmalıyız. İlerleyen yıllarda pazar daha da oturdukça muhtemelen bazı oyuncular farklı alanlara yönelirken, bazıları sektörden çekilecek bazıları da birleşme yoluna gidecektir. Bu süreç, ticaretin, iş hayatının bir parçası. Taşlar yerine oturdukça hem ödeme kuruluşları hem de Bankalar karşılıklı bir araya gelerek müşterilerine çok daha katma değerli servisler ve hizmetler sunmaya başlayacak diye düşünüyorum.

Ülke olarak inanılmaz bir potansiyelimiz var. Hem yurt içi hem de yurt dışı e-ticaret sisteminde önde gelen oyunculardan biri olmak için her türlü şansa, yetişmiş adam kaynağına sahibiz. Bununla birlikte e-ticaretin gerçek potansiyelini keşfedememiş olabiliriz. Özellikle yeni neslin bu alanda çok daha farklı ve düşünülmedik işlere imza atacağına inanıyorum.

- Türkiye’de fintech alanında ne tür fırsatlar var? Bu alana odaklanacak olan girişimcilere neler tavsiye ediyorsunuz?

Türkiye’de çok uzun yıllardır bankalar hem teknoloji hem inovasyon anlamında bir çok sektörden daha ileri görüşlü davranmayı ve hareket etmeyi başardı. Bu da fintech şirketleri için olumsuz görünse de bakıldığında ciddi anlamda teknolojik altyapısı olan bir ülkemiz olması, yasal mevzuatın düzenlenmiş olması ve  yeniliklere açık bir halk haline gelmemizde bankaların rolü yadsınamaz. Fakat nüfusun yarısı halen bankacılık sisteminin dışında yer alıyor ve bu insanların ciddi anlamda finansal araçlara, çözümlere ihtiyacı var. Öncelikle odaklanılması gereken hedef kitlelerden birinin bu olduğuna inanıyorum. Bu kişileri bankacılık sektörüne katacak, finans sektörüne katacak her türlü gelişme ve çözüm, sadakat programlarından yeni ödeme araçlarına kadar memnuniyetle karşılanacaktır.

Yurt dışından Square buna en güzel örneklerden. Ödeme sistemleri dışından gelen bir oyuncu ödemeler dünyasına bambaşka bir yenilik getirdi. Çok basit bir ihtiyacı karşılamak üzere kurulan bir sistem, dünyanın önde gelen ödeme kuruluşlarının hayranlıkla izlediği bir ürün haline geldi. Bu alana odaklanacak girişimcilerin, ekosistemi iyi tanımalarının yanı sıra mevzuata da hakim olmaları gerektiğine inanıyorum. Çünkü diğer bir çok sektörün aksine birçok yasayla çevrili bir oyun alanına girmek üzeresiniz.

Bunun yanı sıra bu sektörde geleceği öngörebilmek de müthiş önem taşıyor. Örneğin mobil ve e-ticaretin geleceğini göremeyen, buna hazırlanmayan ya da hazırlanmakta geç kalan şirketler oyunu kaybetmek üzere. Bundan sonraki dönemde mobil ve internet teknolojilerinin çok daha gelişeceğini düşünerek adımlarını bu yönde atabilir. Özellikle genç girişimciler için hala fintech o kadar popüler değil. Fakat medeniyetin en başından bugüne, bir noktada parayla iç içe bir hayat geçirdiğimizi düşünecek olursak bu sektörün asla ölmeyeceği, asla dinamizmini kaybetmeyeceğini görebiliriz. Bu alanda meraklı ve yeniliğe açık girişimciler için çok sayıda fırsat söz konusu.

 - Fintech girişimlerinin cazibesi neler? Bu pazardaki oyunculara yatırımcıların ilgisi bugün ne düzeyde? Bu ilginin artacağını düşünüyor musunuz? Burada büyük holdinglerden bu alana girmek isteyenler olacak mıdır?

Hemen büyük holdinglerin hepsi bu işe girmenin arifesine geldi. Finans tüm dünyada ortak değer. Amerika’dan 20 yıl önce çıkan PayPal şimdi onlarca ülkede hizmet veriyor. Herhangi bir lokal girişimin bu ölçüde başarı sağlaması çok zor. Oysa konu para ve finans olduğunda tüm dünyadaki insanların ortak ihtiyaçları oldukça benzer. Bu durum haliyle yerli ve yabancı bir çok kişinin, yatırımcının dikkatini çekiyor. Başka bir açıdan düşünecek olursak lokal ve global finans şirketleri de bu tarz girişimlere destek verme konusunda oldukça hevesli. Çünkü bir yanda teknolojiyi daha hızlı ve etkin kullanan startup’lar bir yanda da asıl işi finans olan ve haliyle bu konuda inanılmaz bir deneyimi bulunan firmalar söz konusu. Oluşturulacak karşılıklı işbirlikleriyle muazzam işlere imza atmak söz konusu.


Alışverişi seviyor ama Ödeme yapmayı sevmiyoruz.

Değişen alışveriş alışkanlıklarını ve ödeme sistemlerinin geleceğini analiz eden PayU Türkiye Ülke Direktörü Emre Güzer, “Ödeme gibi keyifli olmayan bir süreci, hızlı ve eğlenceli bir hale getirmek için çalışıyoruz” dedi. PayU Türkiye Ülke Direktörü Emre Güzer yeni nesil ödeme sistemlerinin hayatımızda edindiği yeri ve alışkanlıkları nasıl değiştirdiğini yorumladı.

Konunun, son dönemlerin en hızlı gelişen sıcak gündem maddelerinden biri olduğunu ifade eden Güzer, şöyle konuştu: “Alışveriş yapmayı seviyor ama ödeme yapmayı sevmiyoruz. Dolayısıyla yapacağımız geliştirmeler ile ‘ödeme’ gibi çok da keyifli olmayan bir süreci görünmez, hızlı ve eğlenceli bir hale getirmeye çalışıyoruz. Artık e-ticaret, m-ticaret, f-ticaret gibi kavramları kullanmamaya özen göstermekteyiz. Bu kavramlar, son birkaç yıldır iç içe geçerek ticaretin değişmez kanalları haline geldi.” Ödeme sistemlerinde inovasyonun birden fazla çeşidi olduğunu söyleyen Emre Güzer, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: “Şu anda hem insanların halihazırda kullandıkları ödeme yöntemlerinde yapılan iyileştirmeler hem de kullanıcı alışkanlıklarını iyileştirmeye yönelik çalışmalar mevcut. PayU olarak konunun her iki alanında da faaliyet gösteriyoruz. Bugüne kadar birçok işletmenin online dünya ile çalışmasına öncülük ettik ve irili ufaklı binlerce işletmenin milyonlarca liralık zararını ortadan kaldırdık.

Türkiye olarak NFC teknolojisine ciddi bir yatırımımız oldu. Sistem, ApplePay ile yeniden doğarken bu gelişme, tüm dünyayı heyecanlandırmaya yetti. Gelişme ile mobil cüzdanlarla son kullanıcıya dokunabilen işletmeler; kullanıcıya ait alışkanlıkları, ilgili bilgileri ve finansal verileri kullanarak ödeme alışkanlıklarını orta vadede tamamen değiştirebilecek. Kendi kendine online sipariş verebilen buzdolaplarından biyometrik teknolojilere yapılan online / offline ödemelere kadar pek çok yenilik hayatımızda önemli yer tutacak. Offline dünyada bekleme kalkarken bu teknolojileri sunan offline mağazalar rekabette öne geçecek.


Nakitsiz (Non-Cash) Ödemelere Genel Bakış

2023 yılında nakitsiz Türkiye mottosu ile çıktığımız yolda Avrupa’nın önünde işler yapan bankalarımız ve Bankalararası Kart Merkezi’nin desteği ile emin adımlarla ilerliyoruz. Bu vizyonu devlet tarafından özendirici faaliyetlerle de destekleyebilirsek başarılı olmaMAmız için hiçbir sebep yok. (Eğitim dışında tabi)

Non-cash payments

Nakitsiz ödemelerin bölgesel (regional) büyüme oranlarına baktığımızda gelişmekte olan ülkelerin (developing countries) %20’den fazla büyüme kaydettiğini gözlemliyoruz. Gelişmiş bölgeler içerisinde Asya Pasifik (APAC) halen %10’dan fazla büyüme getirirken. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’dan bu oran %5’lerin altında seyrediyor.

Gelişmiş ülkelerde büyüme yavaşlamış gözükse de diğer pazarlardan farklı olarak oldukça güçlenen non-bank oyuncular, mobil kanallara yapılan yatırımlar ve buna müteakip online-offline yakınsaması (converging) ile büyüme rakamlarında artışlar bekliyoruz. Bu noktadan hareketle online ödemelerin şimdiki dar anlamıyla e-ticaret’in nakitsiz dünyada başrol oyuncularından birisi olacağını söylemek çok doğru bir tespit olur.

 M-Payments

Nakitsiz ödemelere ek olarak e-Ticaret özelinde büyüme rakamlarına baktığımızda ise aşağıdaki gibi tabloyla karşılaşıyoruz. Bu pazarlardaki fırsatları görebilmek açısından önemli veriler içeriyor. Bu büyümeler birçok farklı ödeme argümanının karışımından meydana geliyor. Her ülke kendine has online ödeme dinamiklerini bünyesinde barındırıyor. Örneğin Romanya’da online ödemelerin %75′i kapıda ödeme iken (COD) Polonya’da %70′ler seviyesinde bir direct debit (PayByLink) kullanımı mevcut. Almanya’da SOFORT, Iskandinav ülkelerinde Klarna göze çarpan modeller.

Ecommerce Growth

Rakamlardan da anlaşılacağı üzere ülke olarak uzun bir yol var önümüzde. Birçok bilinmezle dolu lakin bir o kadar da fırsatı bünyesinde barındıran bir bölgede iş yapıyoruz. İş yaptığınız insanları, bölgeyi ve ihtiyaçlarını iyi bildiğiniz sürece başarılı olmamak içten değil.  Bir başka konu; Ülkemizde girişimciliğe soyunan değerli arkadaşlara Türkiye sınırlarının ötesini düşünürken Orta ve Doğu Avrupa bölgesini özellikle incelemelerini öneriyorum. Bu bölgelerde e-ticaret yapmayı planlamanız durumunda; kredi kartı kullanım oranları ve alışkanlıklarının ülkemizdeki ile paralel seyretmediğini unutmayın. O ülkelerin lokal ödeme alışkanlıklarına ve ödeme sistemlerine paralel çözümler sunmaz iseniz; bu pazarlarda satış yapabilmeniz mümkün değil. Başka bir deyişle kredi kartı ile online ödeme oranının %10′larda olduğu bir ülkede (Polonya) sadece kredi kartı ile ödeme çözümü sunmanız %90′lık bir kesime ulaşamaMAnız anlamına gelecektir. 

 


Tatil’den Ne Anlıyorum?

Birkaç ay önce Profesyonellerin tatil planları içerikli bir söyleşiye verdiğim cevapları okurken ister istemez yaz aylarından esintiler hissettim. Bloğumda da bulunsun

Tatil kavramınızı kısaca anlatır mısınız? Örneğin; Deniz-kum-güneş mi, kültür turizmi mi? Neden?

Aslında her ikisi de. Deniz tatili yapmadan tatil yaptığımı hissetmiyor, dinlenemiyorum. Ailece çıktığımız kültür turlarının yorgunluğunu deniz tatili ile atmak gibi bir geleneğimiz var. Bununla birlikte kış turizminin bana oldukça uzak olduğunu söyleyebilirim. Onun yorgunluğunu atabilecek bir şey bulamadım henüz.

İşim gereği sık sık yurt dışı seyahatlerim oluyor. Gerek iş toplantılarında gerek yurt dışı gezilerimizde edindiğimiz deneyimlerin iş ve özel hayatımızda işimize yarayabilecek kaliteli birikimler kazandırdığını düşünüyorum. Dil öğrenmek, görebildiğiniz kadar ülke görmek kendinize yapabileceğiniz en iyi yatırım. Yurt dışı tatili yapamıyorsanız da, gittiğiniz sahil şeridinde tanışabildiğiniz kadar yabancıyla tanışarak, kültürleri, yaşamları hakkında onlarla sohbet etmek büyük bir kazanım.

Bu sene tatilde nereye gitmeyi planlıyorsunuz? Ya da tatil yaptıysanız nereye gittiniz? Neden orayı tercih ediyorsunuz?

Bu sene tatilimize Londra ile başladık. Londra Avrupa’nın doğusu ve batısına kıyasla bambaşka bir medeniyet. Herkesin mutlu olduğu ülkeleri görüp Türkiye’ye döndüğünüzde, kendi ülkemiz için neler yapabiliriz, yanlışları nasıl düzeltebiliriz gibi bir sorgulamaya girişiyorsunuz. Örneğin, Hyde Park’ın çimlerine uzandığınızda, Hyde Park bizde olsa nasıl olurdu acaba diye düşünürken, bir bakıyorsunuz koruma altındaki Kraliçe’nin kuğularından birisi, İngiltere’de yaşayan bir Türk vatandaşımız tarafından besin olarak değerlendirilmiş ve öldürülmüş. Lakin karamsarlığa yer yok; sorgulamaya devam.

Londra seyahatimizi ise, Haziran ayı içerisinde ailece gideceğimiz Bodrum tatili takip edecek. Çocuklu aile olmamızdan dolayı bu tür rotalarda istemeyerek de olsa tatil köylerini tercih etmek zorunda kalıyoruz. Akabinde yine yaz ayları içerisinde Doğu Avrupa ve Uzak Doğu’ya iki ayrı iş seyahatim olacak gibi.

Yurt dışı seyahatlerinin hayata farklı bir boyut kattığını düşünüyorum; onları başka hayatlara açılan farklı bir pencere olarak görüyorum. Eski Genel Müdürüm Sayın Mehmet Sezgin, her toplantıda çalışanlarının fırsat buldukça yurt dışına gitmesini isterdi. Şimdi bu yönlendirmesinin sebebini daha iyi anlayabiliyorum. İster Türkiye’de, ister yurt dışında olsun, özellikle tarihi eserler arasında gezerken insanlığın birkaç yüzyıl boyunca ne denli az geliştiğine tanıklık ediyor ve şaşırıyorsunuz. Günümüzdeki bu hızlı gelişimin gerek yapılar, gerekse insanlar üzerinde yol açtığı tahribatı görebilmenin en iyi yolu tarihsel sürece göz atmak. Günümüze kadar gelebilmeyi başarmış binlerce yıllık eserleri ya da 600 yıl önce neredeyse HD formatında yapılmış resimleri, çizimleri gördüğünüzde, günümüzde her şeyin nasıl “fast-food” konseptiyle hızla tüketildiğini daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Tatile giderken çantanızda olmazsa olmazlarınız nelerdir?

İşimiz gereği her an, her yerde ulaşılabilir olmak zorundayız. Günümüzde, hatta son birkaç yıldır en büyük lüks aslında iletişimsizlik. Hatırlayın; kolay ulaşılabilir olmanın lüks olduğu yıllar ne kadar da geride kaldı. Bu açıdan çantamda olmazsa olmazların başında tablet bilgisayarım ve akıllı telefonlarım geliyor. Valizde ufaklığın eşyalarından kalan yerler için elimizden geldiğince hak iddia ediyoruz. Hafta sonu için çadır kurup kamp yapabileceğimiz bir yerlere gidiyorsak, çantada bulunan ekipmanlarımızda ciddi değişiklikler yapıyoruz.

Genelde tatile kiminle çıkarsınız?

Tatile en iyi arkadaşım olan eşimle çıkmaktan büyük keyif alıyorum. Yaklaşık üç yıldır da oğlumuz Ege eşlik ediyor bize. Tabii son yıllarda tatil alışkanlıklarımızda Ege ile birlikte bazı değişiklikler yapmak zorunda kaldık.

Favori tatil rotalarınızı paylaşır mısınız? Ülke, şehir, oteller…

Yurt içi deniz tatili için Bodrum ve Fethiye favori mekanlarım. Alanya-Antalya gibi nispeten daha sıcak bölgeleri hiçbir zaman sevemedim. Ülke sınırları içerisinde gitmek istediğimiz çok fazla yer var. Fırsat bulur bulmaz Karadeniz ve Doğu Anadolu turu yapmak istiyorum.

Yurt dışında ise, özellikle bisikletle dolaşılabilen şehirlere karşı bir zaafım var. Bunların başında şüphesiz Amsterdam geliyor. İnsanları bu kadar rahat olmasına, diledikleri her şeyi tüketebilmesine rağmen sokaklarında rahat rahat yürüyebildiğimiz, kimseden bir taşkınlık görmediğimiz ilginç bir şehir. Yasaklamanın bir çözüm olmadığını Amsterdam’da çok daha iyi anlıyorsunuz. Diğer taraftan Londra başta olmak üzere, Barcelona ve Berlin yaşayabileceğim şehirlerden. Tarihi dokusu nedeniyle Roma ve Floransa mutlaka görülmesi, birkaç gün geçirilmesi gereken yerler. Özellikle Roma’da birkaç gün geçirince FIAT 500 ve Vespa’lara aşırı ilgi duymaya başlamıştım. Küçük araçların kalabalık şehirlerde ne denli hayat kurtarabildiğini görmüştüm orada. 2. Dünya Savaşı’na meraklıysanız, özellikle savaş sırasında büyük yara almış olan Varşova-Polonya’yı mutlaka görmelisiniz. Oradan birkaç saatlik tren yolculuğuyla Krakov’a geçip çok uzak gözükmesine rağmen aslında çok yakın tarihte yaşanan insanlık ayıbını teninizde hissedebilirsiniz. Slovenya’nın Bled’i ise adeta cennetten bir köşe. Yurt dışında nereyi beğenmediğimi soracak olsaydınız,  yanıtım Paris olurdu.


DigitalAge ApplePay Röportajım

Apple Pay sizce ödemeler dünyasında neleri değiştirecek?

Apple Pay’in kullandığı teknoloji aslında uzun yıllardır ülke olarak da çok ciddi yatırımlar yaptığımız Yakın Alan İletişimi (Near Field Communication – NFC) teknolojisi. Bu teknolojinin “Apple’cası” tüm dünyayı heyecanlandırmaya yetti. Aslına bakacak olursak; QR Code ve benzeri basit çözümler karşısında kan kaybeden, bir türlü bekleneni veremeyen “NFC” odaklı çözümlerin böyle bir motivasyona ihtiyacı olduğunu da söyleyebilirim.

Apple’ın inovatif yaklaşımı ve halihazırda milyonlarca kredi kartı işlemine ev sahipliği yapan online tarafta Itunes, offline tarafta Apple Store ile NFC’li ödemelerin geleceğini değiştiren bir çözümle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim.

Ödemelerde online-offline yakınsaması, çoklu kanal (omni-channel) gibi sıcak konulardan bahsettiğimiz dönemde Apple Pay’ın önemli bir mihenk taşı olacağını, rakiplerin de Apple’ın çözümüyle daha büyük bir pazarda faaliyet göstereceğini düşünüyorum. Apple  dokunuşu pazarın dramatik bir şekilde büyümesi anlamına geliyor.

Google Wallet ile kıyaslarsak artıları eksileri neler?

Google uzun süredir benzer bir çözümle piyasada olmasına rağmen erken benimseyenler (early adaptors) ve Google’ın birkaç servisinde yapılan ödemeler dışında henüz tercih edilen bir noktaya gelebilmiş durumda değil.

Her ne kadar Google Wallet daha çok servisi bünyesinde barındırıyor olsa da Apple’ın ödemelerde yarattığı kullanıcı deneyimi oldukça iyi. En basit ifadeyle; Google Wallet’da cihazınızın kilidini açıp, uygulama girmeniz ve şifre tuşlamanız gerekiyor iken; Apple’da bu akışı cihazınız uyku modunda olsa bile başlatabiliyorsunuz. Şifre yerine ise parmak iziniz yeterli oluyor.

ApplePay şimdilik kredi kartı odaklı bir sistem gibi görünürken Google Wallet, banka kartı ile ödeme, hediye kartların da cüzdan içerisinde saklanabilmesine olanak sağlıyor

ApplePay’in sadece yeni nesil telefonlarda çalışabiliyor olması (iPhone 6 ve üzeri), Android gibi tüm akıllı cihazlarda yüzde 80 pazar payına sahip bir işletim sistemini tanımaması (IOS yüzde 14), Apple’ın en büyük dezavantajı gibi görünse de 800 milyon Itunes kullanıcısının çoğunun kart bilgilerinin Apple üzerinde saklanıyor olması ve bu kullanıcıların ApplePay penetrasyonu en büyük avantajı.

Geç de olsa NFC’ye bir özellik olarak yer vermeleri NFC teknolojisinin geleceği açısında bir ivme yaratabilir mi?

Apple’ın geç kaldığını düşünmüyorum. Aksine henüz pazar oluşmadan (ihtiyaç doğmadan) NFC’ye bu denli yatırım yapan kurum ve kuruluşların aceleci davranarak ciddi efor ve para kaybettiklerini düşünüyorum. Teknoloji ile kullanıcı ihtiyaçlarını şekillendirmeye çalışmak çok ciddi yatırım, daha da önemlisi, zaman gerektiriyor. Apple çok doğru bir zamanda NFC tarafında yapılan hataları da iyi analiz ederek doğru bir çözümle hayatımıza giriyor. Giyilebilir teknolojilerle de desteklenecek NFC’li çözümler tarafında bir ivme yaratacağı kesin.

Apple Pay Türkiye pazarındaki rekabeti nasıl etkiler? Türkiye Apple Pay’e hazır mı?

Apple Pay lisansör kuruluşlar, POS (acquier) ve kredi kartı veren (issuer) bankalar ile işbirliği içerisinde çalışan, mevcut kartlı ödeme sistemlerinin inovatif yaklaşımlar ile süslenmiş, şekil değiştirmiş biçimi. Dolayısıyla mevcut uygulamaları tamamlayıcı bir çözüm olduğunu düşünüyorum. Türkiye NFC çözümlerine en çok yatırım yapan ülkelerden biri olmasına rağmen NFC okuyuculu POS sayımız henüz yeterli değil. Burada Apple’ın izleyeceği yol birkaç yerel perakende devi ile anlaşarak ApplePay’in tercih edilme oranını artırmak olacaktır. NFC çözümlerinde birincil öncelik kullanıcıları bilinçlendirmek. Türkiye’de iPhone kullanıcılarının maalesef yüzde 80’inin hiçbir aplikasyonunu güncellemediğini düşündüğümüzde önümüzde almamız gereken uzun bir yol olduğunu söyleyebilirim.



KISA KISA – İnternet Üzerinden Neden Alışveriş YapMIyoruz?

сондажиBugünlerde internet profesyonellerine sorduğum bir soru bu. –İnternet üzerinden en son ne zaman alışveriş yaptın? Aldığım cevap sizleri şaşırtabilir lakin ben hiç şaşırmıyorum. Sanılanın aksine işi gücü internet, hatta online alışveriş olan insanların internet üzerinden alışveriş frekansı 2 ayda sadece 1 kez mertebelerinde. İnternet üzerinden kredi kartını bir kez kullanmış 10 milyon kişi olduğu ve sadece “2,5 milyon” civarında bir kullanıcının buna benzer frekansta online sipariş verdiği düşünüldüğünde; sektörde beklenen sıçramanın neden gelmediği, 2014 yılının ve muhtemelen 2015′in neden konsolidasyon yılı olarak geçeceğini de bizlere göstermiş oluyor.

Peki neden online sipariş yapmıyoruz?

•    Online alışverişlerin %60’ı büyük şehirlerden geliyor. Hava güzel, alışveriş yapabileceğimiz lokasyonlar 10 dakikalık mesafede dolayısıyla bu insanları motive edebilmek kolay değil.

•    Teslimatlar halen çok geç yapılıyor. Büyük şehirlerde ikamet eden bireyin fiyat avantajı dışında bir motivasyonu kalmıyor. Birçok zaman işletmeler için haksız rekabete yol açan fiyat avantajı, online alışveriş algısını maalesef kökünden değiştirdi. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’den verdiğim sipariş ile, HongKong’tan verdiğim aşağı yukarı aynı zamanda teslim edilebiliyor.

•       Her yeni iş modeli, e-devlet uygulaması sektöre yeni giren perakende devi beraberinde alışveriş yapan yeni kullanıcıları da sektöre kazandırır. Bu yeni modellerle 2 yıldır sınıfta kaldığımızı düşünebiliriz. FMCG, Subscription ve mobil tarafta halen çok boşluk var. 2015′e geldik lakin  bebek bezi siparişiniz için her seferinde yeni sipariş oluşturmalısınız (subscription?)

Özellikle büyük şehirler dışında kalan kısma, genç nüfusa, ödeme sistemleri alanında Türkiye’nin başarılarına baktığımızda sektörün birçok fırsat barındırdığını  tabiki görüyoruz. Diğer taraftan rakamları değerlendirirken Türkiye nüfusunun %64’ünün halen aynı tencereden yemek yediğini de unutmayın. Akıllı cihaz rakamlarına bakıyorsanız, unutmayın ki bir akıllı cihaz “smartphone” ancak sahibi kadar akıllı olabilir. 35 milyon internete bağlı kabul, ama internette ne yapıyorlar? MSN kullanımında dünyanın neresindeyiz? Hayal kırıklığı yaşamamak için rakamları çapraz sorgulamayı unutmayın.

Türkiye’de ki fırsatları değerlendirecek şirketler nefesi/sermayesi güçlü olan, gelişmekte olan ülke (emerging market) refleksine sahip şirketler olacak gibi gözüküyor.

Not; Bugün bir yatırım yapacak olsam bu e-ticaret alanı değil, giyilebilir teknolojiler, mobil, insansız hava uçakları (Drone) kısaca “Donanımsal” yatırımı olurdu.

 


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13  Scroll to top