Y.Emre on Aralık 15th, 2009

Vakit bulup içerik üretemediğim şu günlerde sektör profesyonellerinin çok değerli sunumlarını paylaşıyor olacağım. Sevgili Özgür’ün Pazarlama Zirvesi’nde yaptığı sunumu aşağıda bulabilirsiniz…

офис обзавеждане

View more documents from Ozgur Alaz.

Tags: , , , ,

Y.Emre on Kasım 10th, 2009

Fiziksel pos cihazları gibi, Sanal POS’larda bankaların komisyon gelirleri elde ettikleri ürün ve hizmetlerin bir araya gelmesinden oluşur.  Çok kısaca bankaların komisyon karı elde etmesine rağmen neden her Sanal POS başvurusunu onaylayamadığına değineceğim. Kar edebilecekleri ürünleri herkese satmamalarının bir nedeni olmalı değil mi?

Öncelikle; Charge-back kurallarını okumanızı öneririm… Kısaca; bankaların uymak zorunda oldukları ve kart sahibi kuruluşlara ait kurallar derki; alışveriş esnasında, kartın fiziksel olarak ortamda bulunmadığı “Card Not Present” işlemlerde, kart sahibi, “bu işlemi ben yapmadım” itiraz kodu ile bankasına ulaşırsa; kart sahibi haklıdır… Bir diğer itiraz kodu da “bu ürün veya hizmeti alamadım” şeklindedir. İnternet üzerinden sipariş ettiğiniz bir ürünün elinize ulaşmaması olarak düşünebilirsiniz.

Chip&Pin’e geçişle birlikte, fiziksel dünyada yaşanan fraud’un çok büyük bir bölümü online ortama taşınmış ve üye işyerleri ile birlikte işyerlerine kefil olan şubelerin riskleri artmıştır. Özellikle 2007-2008 yıllarında batan, kötü niyetle üye işyerini kapatıp giden birçok Sanal işyerinin yaşadığı tüm charge-back’ler şubeleri tarafından karşılanmıştır. Kart sahibi tarafından charge-back başvurusu geldiğinde; üye işyeri ile bir takım evraklar paylaşılır ve delilleri kart sahibi bankaya göndermesi istenir. Eğer üye işyeri faaliyetine devam etmiyorsa veya hesaplarında ilgili meblağların karşılığı yoksa; tüm tutarı bağlı bulunduğu şubesi ödemek zorundadır.

İşte bu yüzdendir ki, bir firmaya düşük valörlü (3 gün, 5 gün vb.) Sanal POS hizmetini tanımlamak, limitsiz kredi tanımlamak ile eşdeğerdir. Kart sahibinin charge-back başvuru hakkının 4 ay olduğunu düşünürseniz riskin ne kadar büyüyebileceğini de görmüş olursunuz.

Mevcut durumda “bu işlemi ben yapmadım” itirazının önüne geçebilmenin tek yolu, 3D Secure ürünün Full Secure yönteminin üye işyeri tarafında uygulanması, 3D Full Secure gerçekleşen işlemler için; “ürün hizmeti almadım” itiraz hakkı devam etse de üye işyeri ve şube tarafından kolay kanıtlanabilir bir olgudur bu.  Bu yüzden bankaların birçok sektörde 3D Secure ürününü zorunlu tuttuğunu görürsünüz.  Örnek olarak; Charge-back riski yüksek olan, domain-hosting satışları, arkadaşlık siteleri, kontör ve altın satışını verebilirim.

Diğer taraftan bankaların daha kolay Sanal POS vermeye yönelik çalışmaları var. Her ne olursa olsun bağlı bulundukları kart sahibi kuruluş kurallarını unutmamak gerekiyor.

Bu yüzdendir ki; Türkiye’de alternatif ödeme sistemlerinin hızlı gelişimini heyecanla takip ediyorum. Eksikleri olmasına rağmen mikro ödeme hızla yayılıyor. Keza 2010’un ilk çeyreğinde bankalar ile anlaşarak Paypal’da “TL” ödeme kabul etmeye başlıyor olacak, bu gelişmeler e-ticaret pazarını hızla büyütüyor olacak, özelikle Sanal POS alamayan firmaların alternatif yöntemler ile ödeme kabul etmeleri, bir zaman sonra bankalardan Sanal POS alabilecek kredibiliteye ulaşmaları yeni oyuncuları da beraberinde getiriyor olacak,

Tags: , ,

Y.Emre on Ekim 16th, 2009

Markaların sıkılıkla başvurduğu Korku Pazarlaması ile ilgili Marketing Türkiye dergisi tarafından gönderilen sorulara verdiğim cevapları aşağıda bulabilirsiniz. Suistimale çok açık olmasına rağmen Fear Marketing’in farkındalık yaratan bir yanının da olduğunu düşünüyorum.

Markaların korku pazarlamasına baş vurarak insanları tüketime yöneltmesinin altında yatan nedenler nelerdir?

Gerek satın alma davranışlarımızı, gerekse self motivasyonumuzu etkileyen etmenlerin en önemlileri; korku, sevgi ve umut’tur. “Korku” öğesini tek başına incelediğimizde; içerisinde zorunluluk ve/veya zorunluluk hissi uyandırdığını görürüz. Hal böyle olunca markaların korku pazarlaması’nı (fear marketing) keşfederek bu yönde çeşitli argümanlar geliştirmeleri çokta uzun zamanlarını almamıştır.

- Korku, kısa, orta ve uzun vadede acil aksiyon planları almaya yönlendirir ve bunda da oldukça başarılıdır.
- Korku, “sevgi” gibi marka bağımlılığı yaratmaz.

• Korku, korkutarak ürün satmak sizce bir pazarlama tekniği olarak uygulanmalı mı? Bunu etik buluyor musunuz? Sınırları ne olmalı?

Korku Pazarlama, (fear marketing) kelime anlamı olarak bakıldığında negatif çağrışım yapıyor olabilir. Buna aldanıp “Korku Pazarlama”kötüdür, etik değildir demek doğru olmaz. Her şeyden önce doğru uygulandığında farkındalık yaratır. Burada üzerinde durmamız gereken nokta, tüketicileri oldukça hasas oldukları; ölüm, hastalık, yaşlılık, gelecek kaygısı vb.  konularda yanlış yönlendirerek haksız gelir elde etmek, rekabet yaratmaktır.

Bu gibi olguların suistimal edilmesi tabiî ki de etik olmayacaktır. Diğer taraftan, deprem sigortaları, kasko, sağlık sigortaları gibi ürünler gücünü Korku’dan alsa da tüketicileri bilinçlendirerek doğabilecek risklere karşı yatırım yapmalarına olanak sağlamakta, dolayısıyla farkındalık yaratmaktadır. Yapılan araştırmalar kısa vadede doğabilecek risklere karşı daha hassas olduğumuzu ortaya koyuyor. Bireysel Emeklilik yerine, kasko ve sağlık sigortası, kalp sağlığı ürünleri yerine kırışıklık gidericilere yapılan yatırımları  örnek olarak düşünülebiliriz.  Kısa bir fıkra; Temel sigarasının bittiğini fark edince, en yakın markete girer ve bir kutu sigara ister, kasiyerin verdiği sigaranın üzerinde “Sigara Kullanmak Kısırlığa Yol Açar” yazmaktadır. Temel bunu görür görmez, bunu öldüreni ile değiştirebilir miyiz der. “kısırlık hemen oluşabilecek bir araz olarak tüketicinin satın alma davranışını etkiler. Nede olsa hemen ölmeyecektir “

• Korkuyla pazarlamanın yükselişte olduğunu gözlemliyoruz. Sizce bu korkuların körüklenmesinde medyanın payı nedir?

19 Ağustos depreminden sonra medya’nın bu felaketi işlemesini ele alalım. Günlük gazetelerden haber bültenlerine, çeşitli dergilere kadar konu ile ilgili ilgisiz herkesin yakın zamanda oldukça büyük bir deprem olabileceğine dair açıklamalarını takip ettik, Birçoğumuz evin bahçesinde, aracının içinde veya küçük bir çadırda sabahladı günlerce, hemen deprem sigortamızı yaptırdık, özel sağlık sigortası olmayanlar elde avuçta ne varsa sağlık sigortalarına yatırdılar. Medyanın bunu bilerek ve isteyerek yapmadığını biliyorum. Ama bir kıvılcımdı ve medya tarafından ateşlendi. (Malcolm Gladwell’in Kıvılcım Anı adlı kitabını okumanızı öneririm) “Sevgi” ve “Umut” günlerce sokakta yatmaya teşvik edemez. (İphone veya PS hastası değilseniz) Bunu sadece “Korku” yapabilir. Akşam haberleri kuşağında sigaranın öldürücü zararları anlatıldıktan sonra, hemen ertesi gün sigara bırakma merkezlerine yapılan başvuruları bilseniz muhtemelen şaşırırsınız. Buna konutuna hırsız giren bir ev hanımının televizyonda yaptığı açıklama ve hemen akabinde konut güvenlik sistemleri satan firmaların cirolarındaki artışlar takip eder. Kısaca; medyanın buradaki payı tetikleyici, salgını kitlelere ulaştırıcı rol üstlenmesidir.

Tags: , ,

Y.Emre on Ağustos 23rd, 2009

Birçok kurum ve kuruluşun henüz dinamizmine yetişemediği, teknolojiyi ve yeni iletişim kanallarını yakından takip eden belki kontrolsüz çalışanlarınca katılım gösterebildiği yeni iletişim kanalından bahsediyoruz.

Konu ile ilgili sevgili Eren Kumcuoğlu ve Tuğçe Esener’in aşağıdaki yazılarını mutlaka okumanızı öneririm.

Şirketler için (İK temelli) itibar yönetimi 2.0
Profesyonel kimlik ve Sosyal Medya / Önde mi olmalı? Geride mi durmalı?
Şirket personeli için Sosyal Medya Kullanım Kuralları
Social media

Kendimce birkaç madde, yorum eklemeye çalışacağım.

  • Tuğçe’nin çevirisinde de yer aldığı üzere; mutlaka kimliğinizi belirtin. Bu ortamda kimliğinizin gizli kalması zaten mümkün değil, şeffaf ve samimi olmak önemli,
  • Yine yukarıdaki her yazının ortak noktalarından, şirketin sözcüsü olmaya çalışmayın. Şirketin kurumsal iletişim bölümünde zaten görev tanımınız dahilinde bir durumsa başka,  sosyal medyada görev tanımınıza eklenir ve şirketinizi yetki tanımlanırız çerçevesinde resmi bir dille savunabilirsiniz.
  • Şirket markasını kullanarak kendi kişisel markanızı promote etmeye çalışmayın, şirketinize zarar veriyor olma ihtimaliniz çok fazla,
  • Sosyal medyada çalıştığı kurumla özdeştirilmiş birçok isim vardır. İsteseniz de istemeseniz de yazdığınız, paylaştığınız içeriklerin yorumların bir ucu gün gelir şirketinize dokunur.  Paylaşım ve yorumlarınıza özen göstermek zorundasınız.
  • Rakiplerinizi eleştirmeyin, çalışılan marka ile özdeştirilmiş olmanın sorumluluklarından birisidir bu,
  • Şirketinizin önüne sosyal medya kullanım kuralları, sözleşmesi vb. koymasını beklemeyin. Siz işe girerken imzaladığınız sözleşmeyle şirketinizi zaten en iyi şekilde temsil etmelisiniz.
  • Şirketiniz hakkında yapılan şikayet ve eleştirileri ilgili birimler ile paylaşarak aksiyon alınmasına yardımcı olun, gerekirse ilgili birimlere sosyal medya eğitimi verebilirsiniz.

Yorumlar ile birlikte içeriği devamlı güncellemeyi düşünüyorum. Destek olursanız sevinirim.

Resim; Matt Hamm

Tags: , , ,

Y.Emre on Temmuz 28th, 2009

ABD’den sonra en büyük e-ticaret hacminine sahip Almanya ile ilgili Sina Afra’dan kısa bir açıklama, yakın gelecekte benzer rakamları Türkiye pazarında da telaffuz etmeyi ümid ediyorum.

Tags: , ,

Özellikle 3G tarifelerinin açıklanmaya başlandığı şu günlerde daha önce data kullanımı ile ilgili başıma gelen bir durumu paylaşmak istiyorum. Kullandığım operatörün  250 MB’lık internet paketine abone olmuş ve aylık 80-100 MB civarında veri alışverişi yapıyordum.  Kredi kartımdan fazladan 180 TL çekim yapıldığını gördüğümde; oldukça bilinçli olduğumu düşündüğüm bir konuda hata yaptığımı ve kotamı aştığımı öğrendim. Daha sonra telefonumu incelediğimde (iphone) yüklediğim bir uygulamanın düzenli olarak veri indirdiğini fark ettim ve hatamı kabul ederek programı telefonumdan kaldırdım. (bu arada operatörün sorunu ele alış ve değerlendirme süreçlerine değinmeyeceğim. Çokta yapıcı olunmadığını söylemek yeterli olur sanırım)

Bu zaman zarfında gözlemlediğim durum; operatörün data kullanımına ait verilere çok geç ulaşabilmesi ve hiçbir şekilde herhangi bir kullanıcı uyarı sistemini devreye alamamasıydı. Öyle ki detaylı GPRS kullanımıma, talebimden ancak 15 gün sonra üstelik tanıdıklar vasıtasıyla ulaşabildim.  Bu durumu yaşamamak için; data kullanım değerlerinizi her fatura kesim döneminde sıfırlayarak düzenli olarak kontrol etmenizi öneririm.

Bugün karşılaştığım bir tablo çok daha vahimdi. Connect Card aracılığıyla notebook’undan internete bağlanan ve 3 sezon dizi izleyen bilinçsiz bir kullanıcı ile tanıştım. Bu ay GPRS kullanımı nedeniyle aldığı fatura toplamı tam 16.000 TL. Muhtemelen filmi indirmediği, izlediği için kotasından herhangi bir kaybı olmadığını düşünüyordu. Etrafımızda bu denli bilinçsiz kullanıcılar var değil mi? Üstelik operatörü aradığında 3.000 TL ön ödemeyi hemen yapması gerektiğini söylemişler.

3G’ye geçiş ile birlikte bahsi geçen kotaların çok daha hızlı aşılacağı düşünüldüğünde; zaten olmazsa olmaz müşteri uyarı sistemlerinin, gerekli yatırımlar yapılarak mutlaka devreye alınması gerekiyor. 4GB kotası olan ve bunu yaklaşık 12 GB aşan son kullanıcıyı uyarmayan operatöründe en az kullanıcı kadar hatalı olduğunu düşünüyorum.

Tags: , , , , ,

Y.Emre on Temmuz 15th, 2009

Büyük, kurumsal yapılarda müşteri odaklı. Olmadı! Şirketin tüm departmanlarının müşteri odaklı olması gerektiğini hatırlatarak, “müşteri ile çeşitli kanallardan iletişim halinde olan diyelim” kurumlarda bu büyük yapının beraberinde getirdiği çeşitli çatışmalar, iletişim bozuklukları görülür. Benzer konularda benzer iç ve dış müşteriler ile habersiz toplantılar yapılır, farklı kararlar alınarak aksiyon almaya çalışılır. Hatta öyledir ki birçok farklı, fakat birbirine paralel işler yürüten departmanlar farklı birer şirket gibi haraket ederek tek firma, marka imajına ters düşer. Müşteri tarafından bakıldığında da şaşkınlık yaratan bir durumdur bu,

Aynı durum benzer amaçlar doğrultusunda müşteri verilerinin kullanımında da geçerlidir. Çok gelişmiş veri ambarlarına, CRM altyapılarına, analistlerine ve eldeki veriden anlamlı bir bütün çıkarabilecek business departmanlara sahip olan firmaların yaptıkları çeşitli kampanya, duyuru vb. gönderimlerde sizi ilgilendiren hiç bir şey olmadığı, birbirine benzer birkaç kampanyanın birkaç gün arayla herhangi bir kanaldan size ulaştırıldığı oluyor mu? Tahmin etmek çok zor değil.

Şimdilik yeni iş yapış şekilleri ve iletişim kanallarının benzer kurumlarda yaygınlaşmasını ümit etmekle yetiniyorum.

Tags: ,

Y.Emre on Mayıs 20th, 2009

Uzunca bir aradan sonra, BKM’nin banka çalışanları için düzenlediği eğitimlerde Garanti Ödeme Sistemleri olarak E-Ticaret eğitimleri vermeye başladık, bankaların ilgili birimlerinden yaklaşık 70 kişinin katıldığı ilk eğitimi verme fırsatını yakaladım. Oldukça keyifli geçen bu etkinlik için BKM yetkililerine tekrar teşekkür ediyorum.

Etkinlik boyunca;

  • Türkiye’de ve Dünya’da E-Ticaret,

  • raman amplifier

    E-Ticaret Bileşenleri (Sanal POS, Güvenli Ödeme Sayfası, Toplu Tahsilat Sistemi, 3D Secure, Güvenlik, vb.)

  • Web 2.0

  • Yeni Nesil İnternet & Ekonomi

  • E-Ticaret’te Niş Dönemi

  • Alternatif Ödeme Sistemleri’ gibi konulara değindik

Yaklaşık 3 saat süren sunum boyunca, Garanti Ödeme Sistemleri bünyesinde geliştirilen ve E-Ticaret hacmini artırmaya yönelik projelerden de bahsettik, Projeleriniz ile bankalara gittiğinizde daha kolay anlaşılabiliyor olmanız önemli, bu eğitimlerle birlikte E-Ticaret için neler yapılabilirin yanı sıra bunu da sağlamaya çalışacağız…

Tags: , ,

Y.Emre on Mayıs 13th, 2009

Yapılan araştırmalar, tüketicilerin satın alma davranışlarını etkileyen en önemli unsurun referans alabilecekleri diğer tüketiciler olduğunu göstermektedir. Özellikle günümüzde; büyük kitlelere ulaşabilen kişisel bloglar, bünyesinde yüzlerce yorum barındıran ve son kullanıcıya satış yapan e-ticaret sitelerinin kullanıcı satın alma tutum ve davranışları üzerinde büyük etkisi olduğu kanıtlanmıştır. Öyle ki; birçok büyük şirket ürünlerini ağızdan ağza (WOMM) pazarlaması için; tanınmış bloglara test ürünleri göndererek bloglarında fikirlerini paylaşmalarını ister.

Deloitte’ın yaptığı araştırmaya göre kullanıcılar “satın almadan önce” diğer kullanıcıların yorumlarını %62 oranında okuyor, bu yorumları %99 oranında güvenilir buluyorlar. Bu orandan haraketle, e-ticaret yapan sitelerin kullanıcıları yorum yazmaya teşvik edecek modelleri geliştirmeleri gerekmektedir. Yorum sayısını artırmaya yönelik en bilinen model; yorum sayısı ve içeriğine göre kullanıcılara daha sonra satın alma esnasında kullanabilecekleri puanlar kazandırmaktır. Bu modelde dikkat edilmesi gereken husus; yorumların sayısından çok içeriğin kalitesi olmalıdır.

İçeriğinde yorum barındırmayan veya diğer alışveriş siteleri ile kıyaslandığında nispeten daha az yorum içeren sitelerin satışlarının da yorum sayısı ile orantılı bir şekilde daha az olması beklenir. Yorum ekleme fonksiyonun yaygınlaşması ile beraber, özellikle bünyesinde hiç yorum barındırmayan sitelerin son kullanıcılar üzerinde oluşturacağı algı, site üzerinden hiç alışveriş yapılmadığı, cansız bir site olduğu yönünde olacaktır. İnternet üzerinden kredi kartı bilgisini vermek suretiyle işlemlerini sonlandıran kullanıcılar, daha önce hareket, satış olmayan sitelere, nispeten daha az güveneceklerdir.

Devamı için tıklayın

Tags: , ,

Y.Emre on Nisan 20th, 2009

Türkiye’nin en bilinen VIP hizmetler veren assistance kartının kurulumunda, kartın sahibi kuruluş ile yapılan toplantıların hizmet kalite standartlarının yakalanması ve verilecek teminatlar üzerine yoğunlaştığı sırada, daha önce belirlenen koşulların oluşması durumunda kart sahibine ücretsiz kiralık araç tahsisi yapılması konusunda mutabık kalınmıştı.

Sözleşme detayına girmeden önce; araç çekme, çilingir, konut yardım, havaalanı aktarımı vb. ücretiz hizmetleri aldığımız assistance şirketlerinin nasıl çalıştığın kısaca değineceğim.

Bu şirketler özellikle sigorta şirketleri ile, poliçe başına 10 ila 30 TL arasında değişen rakamlarda anlaşarak, teminatlarda belirtilen hizmetleri, belirtilen miktarlarda karşılayacaklarına dair bir akit yaparlar. Poliçelerde oluşacak her hasar o poliçe için tahsil edilen bu rakamlardan karşılanacaktır. Dolayısıyla hasara dönüşmeyen, dönüşse bile maliyeti az olan poliçeler şirketin karına direk etki edecektir.

Mutabık kaldığımız araç tahsisi teminatına dönelim. İlgili madde teminata konu olan aracın yürümez durumda olmasından dolayı servise çekilmesini müteakip 7 güne kadar ücretsiz araç vermemizi gerektiriyordu. “Aracın yürüyemeyecek durumda olması” olmazsa olmaz koşuldu.

Buna rağmen, sözleşmenin üst yönetimimiz tarafından değiştirilerek, “aracın yürüyemeyecek durumda olması” ibaresinin çıkarıldığını ve imzalandığını öğrendik. (başka bir yazı konusu olacak) Bu şu anlama gelmişti. Herhangi bir araç, boyası çizilse dahi servise girdiğinde boyanın kuruması, renk tonunun tutturulması vb. nedenlerden dolayı en az 2-3 gün ücretsiz araç tahsisi…

Kart sahibi kuruluş, assistance şirketinin zarar edeceğini bile bile bu maddede ısrar edince tek bir tarafın kazandığı müşterilerinde hizmet alamamaktan dolayı şikayetçi olduğu bir model ortaya çıktı. Sonuç; assistance şirketi sözleşmenin süresi tamamlanana kadar dayandı. Kart sahibi kuruluşta aynı teminatları verebilecek başka bir firma bulamayınca; birçok hizmeti kendisi sağlamaya başladı.

Yapılan sözleşmelerde karşılıklı iki tarafında birbirinin çıkarını kolluyor olması, karşı tarafın bilerek veya farkında olmadan zarar edeceği sözleşmelere imza atmak başarı olarak nitelendirilmemeli. Kazan-Kazan ilkesine ters düştüğü unutulmamalıdır.

Tags: ,

Y.Emre on Mart 17th, 2009

Karşılaştırmanın B2C’lerde satılan ürünler ile sınırlı kalmaması gerektiğini burada dile getirmiştim. Kullanıcılara katma değerli servisler sağlayabilecek onlarca farklı model geliştirilerek hala gelir elde edilebilir.
Uzun süredir faaliyetini sürdüren rakiplerin olduğu pazarlarda “farklılaşmanın”, “niş”e yönelmenin en hızlı bilinirlik oluşturma yöntemlerinden biri olduğuna inanıyorum. Kullanıcıların maruz kaldığı gereksiz mesaj sayısı sadece amaca yönelik, işlemlerin hızla halledilebildiği pratik sitelere yönelmesini sağlıyor. Bu siteleri bürokrasinin daha az olduğu küçük ama atak işletmelere benzetiyorum.

Çağlar Erol‘un yeni projesi, enuygun.com‘da bu sitelerden biri, Enuygun‘u şöyle tanımlamışlar;

Enuygun.com, hizmet ve servis karşılaştırması yapabileceğiniz bağımsız bir sitedir. Kolay kullanılan menüleri sayesinde size en uygun tarifeleri, hizmetleri, servisleri kolayca ve ücretsiz olarak belirleyebilirsiniz.

Mevcut yapabildiklerine baktığımızda; Banka Kredisi, Adsl tarifeleri, GSM tarifeleri gibi modüllerin tamamlandığı görüyoruz. Yakın zamanda Araç kasko ve trafik sigortası karşılaştırma modülünün site üzerinde ekleneceğini öğreniyoruz.

Enuygun’u bulmayı vaat ettiği modüllerin çok iyi çalıştığını söyleyebilirim. Endişe duyduğum durum yeni modüllerin eklenmesi ile birlikte daha fazla mesajın enuygun’un kolay anlaşılabilir yapısını bozup bozmayacağı, bunu yeni modüller eklendikçe takip ediyor olacağız.

Dikkatimi çeken bir diğer durum; sponsor reklamın arama sonuçlarında en üst kısımda, bir alt sonuçtan çokta farklı olmayan bir yapıda gösteriliyor olması, sponsor reklamlar gerçek sonuçlardan biraz daha ayrılarak kullanıcı algısını bozmayacağından emin olunmalı.

Gerek karşılaştırmaya olan özel ilgim, gerekse sadece yazmak veya konuşmakla yetindiğimiz şeyleri yapabildiği için Çağlar’ı ve eşini kutluyorum

Tags: , ,

online casino net

Y.Emre on Ocak 16th, 2009

Online Alışveriş esnasında 3D Secure doğrulama metodu kullanabilmek için; 3 kolay adımda kredi kartınızı bu sisteme kayıt ettirmeniz gerekmektedir. Kayıt sayfası için burayı, siparişin bu metod ile nasıl sonlandırıldığını izlemek için burayı inceleyebilirsiniz.

Tags: ,

Y.Emre on Ocak 14th, 2009

Bir önceki yazımda etohum’a değinmişken, etohum toplantılarında tanıma imkanı bulduğum çok değerli meslektaşlarım ile ortak blog yazmaya karar verdik, benden çok daha “Pazarlama Odaklı” olduğunu düşündüğüm bu değerli isimlerin bir araya geldiği bloğa buradan ulaşabilirsiniz.

Marketingcircle’dan bir alıntı;

Bundan böyle Burcu Tüzün, Eren Kumcuoğlu, Murat Kahraman, Özgür Emre Öztürk, Uğur Özmen, Yunus Emre Güzer ve Yüce Zerey olarak ortak bir blogdan konuşacağız…  Bu blogdan deneyimlerimizi, pazarlama üzerine yorumlarımızı, sunumlarımızı, yaşadıklarımızı ve keşfettiklerimizi yani pazarlama üzerine herşeyimizi paylaşacağız.

“Teknolojiden Ne Kadar Faydalanıyorsunuz?” Başlıklı ilk yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Tags: , , ,

Etohum toplantılarının ayrı bir yeri vardır benim için, katılımcıların büyük bölümünün önümüzdeki 25 yılllık Türkiye internet sektörüne yön verecek insanlar olduğuna inanırım. Katılımcıların ortak amacının paylaşmak, öğrenmek, ders almak ve kilit bağlantılar edinmek olduğunu düşünürüm… Bu samimi ortamda herkes birşeyler öğrenir.

İşim ve ilgi alanlarım ile ilgili takip ettiğim insanlarla sohbet etmek ayrı bir keyiftir benim için. Bu kadar hiperaktif adamı bir araya getirebildiği için; Burak Büyükdemir’e ve ekibine bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

Henüz etohum toplantılarına katılmamış, girişim kokan bu havayı solumamış olanlarınız varsa; 31 Ocak’ta İTÜ İşletme Fakültesi – Maçka’da görüşelim.

Tags: