Tatil’den Ne Anlıyorum?

Birkaç ay önce Profesyonellerin tatil planları içerikli bir söyleşiye verdiğim cevapları okurken ister istemez yaz aylarından esintiler hissettim. Bloğumda da bulunsun

Tatil kavramınızı kısaca anlatır mısınız? Örneğin; Deniz-kum-güneş mi, kültür turizmi mi? Neden?

Aslında her ikisi de. Deniz tatili yapmadan tatil yaptığımı hissetmiyor, dinlenemiyorum. Ailece çıktığımız kültür turlarının yorgunluğunu deniz tatili ile atmak gibi bir geleneğimiz var. Bununla birlikte kış turizminin bana oldukça uzak olduğunu söyleyebilirim. Onun yorgunluğunu atabilecek bir şey bulamadım henüz.

İşim gereği sık sık yurt dışı seyahatlerim oluyor. Gerek iş toplantılarında gerek yurt dışı gezilerimizde edindiğimiz deneyimlerin iş ve özel hayatımızda işimize yarayabilecek kaliteli birikimler kazandırdığını düşünüyorum. Dil öğrenmek, görebildiğiniz kadar ülke görmek kendinize yapabileceğiniz en iyi yatırım. Yurt dışı tatili yapamıyorsanız da, gittiğiniz sahil şeridinde tanışabildiğiniz kadar yabancıyla tanışarak, kültürleri, yaşamları hakkında onlarla sohbet etmek büyük bir kazanım.

Bu sene tatilde nereye gitmeyi planlıyorsunuz? Ya da tatil yaptıysanız nereye gittiniz? Neden orayı tercih ediyorsunuz?

Bu sene tatilimize Londra ile başladık. Londra Avrupa’nın doğusu ve batısına kıyasla bambaşka bir medeniyet. Herkesin mutlu olduğu ülkeleri görüp Türkiye’ye döndüğünüzde, kendi ülkemiz için neler yapabiliriz, yanlışları nasıl düzeltebiliriz gibi bir sorgulamaya girişiyorsunuz. Örneğin, Hyde Park’ın çimlerine uzandığınızda, Hyde Park bizde olsa nasıl olurdu acaba diye düşünürken, bir bakıyorsunuz koruma altındaki Kraliçe’nin kuğularından birisi, İngiltere’de yaşayan bir Türk vatandaşımız tarafından besin olarak değerlendirilmiş ve öldürülmüş. Lakin karamsarlığa yer yok; sorgulamaya devam.

Londra seyahatimizi ise, Haziran ayı içerisinde ailece gideceğimiz Bodrum tatili takip edecek. Çocuklu aile olmamızdan dolayı bu tür rotalarda istemeyerek de olsa tatil köylerini tercih etmek zorunda kalıyoruz. Akabinde yine yaz ayları içerisinde Doğu Avrupa ve Uzak Doğu’ya iki ayrı iş seyahatim olacak gibi.

Yurt dışı seyahatlerinin hayata farklı bir boyut kattığını düşünüyorum; onları başka hayatlara açılan farklı bir pencere olarak görüyorum. Eski Genel Müdürüm Sayın Mehmet Sezgin, her toplantıda çalışanlarının fırsat buldukça yurt dışına gitmesini isterdi. Şimdi bu yönlendirmesinin sebebini daha iyi anlayabiliyorum. İster Türkiye’de, ister yurt dışında olsun, özellikle tarihi eserler arasında gezerken insanlığın birkaç yüzyıl boyunca ne denli az geliştiğine tanıklık ediyor ve şaşırıyorsunuz. Günümüzdeki bu hızlı gelişimin gerek yapılar, gerekse insanlar üzerinde yol açtığı tahribatı görebilmenin en iyi yolu tarihsel sürece göz atmak. Günümüze kadar gelebilmeyi başarmış binlerce yıllık eserleri ya da 600 yıl önce neredeyse HD formatında yapılmış resimleri, çizimleri gördüğünüzde, günümüzde her şeyin nasıl “fast-food” konseptiyle hızla tüketildiğini daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Tatile giderken çantanızda olmazsa olmazlarınız nelerdir?

İşimiz gereği her an, her yerde ulaşılabilir olmak zorundayız. Günümüzde, hatta son birkaç yıldır en büyük lüks aslında iletişimsizlik. Hatırlayın; kolay ulaşılabilir olmanın lüks olduğu yıllar ne kadar da geride kaldı. Bu açıdan çantamda olmazsa olmazların başında tablet bilgisayarım ve akıllı telefonlarım geliyor. Valizde ufaklığın eşyalarından kalan yerler için elimizden geldiğince hak iddia ediyoruz. Hafta sonu için çadır kurup kamp yapabileceğimiz bir yerlere gidiyorsak, çantada bulunan ekipmanlarımızda ciddi değişiklikler yapıyoruz.

Genelde tatile kiminle çıkarsınız?

Tatile en iyi arkadaşım olan eşimle çıkmaktan büyük keyif alıyorum. Yaklaşık üç yıldır da oğlumuz Ege eşlik ediyor bize. Tabii son yıllarda tatil alışkanlıklarımızda Ege ile birlikte bazı değişiklikler yapmak zorunda kaldık.

Favori tatil rotalarınızı paylaşır mısınız? Ülke, şehir, oteller…

Yurt içi deniz tatili için Bodrum ve Fethiye favori mekanlarım. Alanya-Antalya gibi nispeten daha sıcak bölgeleri hiçbir zaman sevemedim. Ülke sınırları içerisinde gitmek istediğimiz çok fazla yer var. Fırsat bulur bulmaz Karadeniz ve Doğu Anadolu turu yapmak istiyorum.

Yurt dışında ise, özellikle bisikletle dolaşılabilen şehirlere karşı bir zaafım var. Bunların başında şüphesiz Amsterdam geliyor. İnsanları bu kadar rahat olmasına, diledikleri her şeyi tüketebilmesine rağmen sokaklarında rahat rahat yürüyebildiğimiz, kimseden bir taşkınlık görmediğimiz ilginç bir şehir. Yasaklamanın bir çözüm olmadığını Amsterdam’da çok daha iyi anlıyorsunuz. Diğer taraftan Londra başta olmak üzere, Barcelona ve Berlin yaşayabileceğim şehirlerden. Tarihi dokusu nedeniyle Roma ve Floransa mutlaka görülmesi, birkaç gün geçirilmesi gereken yerler. Özellikle Roma’da birkaç gün geçirince FIAT 500 ve Vespa’lara aşırı ilgi duymaya başlamıştım. Küçük araçların kalabalık şehirlerde ne denli hayat kurtarabildiğini görmüştüm orada. 2. Dünya Savaşı’na meraklıysanız, özellikle savaş sırasında büyük yara almış olan Varşova-Polonya’yı mutlaka görmelisiniz. Oradan birkaç saatlik tren yolculuğuyla Krakov’a geçip çok uzak gözükmesine rağmen aslında çok yakın tarihte yaşanan insanlık ayıbını teninizde hissedebilirsiniz. Slovenya’nın Bled’i ise adeta cennetten bir köşe. Yurt dışında nereyi beğenmediğimi soracak olsaydınız,  yanıtım Paris olurdu.


DigitalAge ApplePay Röportajım

Apple Pay sizce ödemeler dünyasında neleri değiştirecek?

Apple Pay’in kullandığı teknoloji aslında uzun yıllardır ülke olarak da çok ciddi yatırımlar yaptığımız Yakın Alan İletişimi (Near Field Communication – NFC) teknolojisi. Bu teknolojinin “Apple’cası” tüm dünyayı heyecanlandırmaya yetti. Aslına bakacak olursak; QR Code ve benzeri basit çözümler karşısında kan kaybeden, bir türlü bekleneni veremeyen “NFC” odaklı çözümlerin böyle bir motivasyona ihtiyacı olduğunu da söyleyebilirim.

Apple’ın inovatif yaklaşımı ve halihazırda milyonlarca kredi kartı işlemine ev sahipliği yapan online tarafta Itunes, offline tarafta Apple Store ile NFC’li ödemelerin geleceğini değiştiren bir çözümle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim.

Ödemelerde online-offline yakınsaması, çoklu kanal (omni-channel) gibi sıcak konulardan bahsettiğimiz dönemde Apple Pay’ın önemli bir mihenk taşı olacağını, rakiplerin de Apple’ın çözümüyle daha büyük bir pazarda faaliyet göstereceğini düşünüyorum. Apple  dokunuşu pazarın dramatik bir şekilde büyümesi anlamına geliyor.

Google Wallet ile kıyaslarsak artıları eksileri neler?

Google uzun süredir benzer bir çözümle piyasada olmasına rağmen erken benimseyenler (early adaptors) ve Google’ın birkaç servisinde yapılan ödemeler dışında henüz tercih edilen bir noktaya gelebilmiş durumda değil.

Her ne kadar Google Wallet daha çok servisi bünyesinde barındırıyor olsa da Apple’ın ödemelerde yarattığı kullanıcı deneyimi oldukça iyi. En basit ifadeyle; Google Wallet’da cihazınızın kilidini açıp, uygulama girmeniz ve şifre tuşlamanız gerekiyor iken; Apple’da bu akışı cihazınız uyku modunda olsa bile başlatabiliyorsunuz. Şifre yerine ise parmak iziniz yeterli oluyor.

ApplePay şimdilik kredi kartı odaklı bir sistem gibi görünürken Google Wallet, banka kartı ile ödeme, hediye kartların da cüzdan içerisinde saklanabilmesine olanak sağlıyor

ApplePay’in sadece yeni nesil telefonlarda çalışabiliyor olması (iPhone 6 ve üzeri), Android gibi tüm akıllı cihazlarda yüzde 80 pazar payına sahip bir işletim sistemini tanımaması (IOS yüzde 14), Apple’ın en büyük dezavantajı gibi görünse de 800 milyon Itunes kullanıcısının çoğunun kart bilgilerinin Apple üzerinde saklanıyor olması ve bu kullanıcıların ApplePay penetrasyonu en büyük avantajı.

Geç de olsa NFC’ye bir özellik olarak yer vermeleri NFC teknolojisinin geleceği açısında bir ivme yaratabilir mi?

Apple’ın geç kaldığını düşünmüyorum. Aksine henüz pazar oluşmadan (ihtiyaç doğmadan) NFC’ye bu denli yatırım yapan kurum ve kuruluşların aceleci davranarak ciddi efor ve para kaybettiklerini düşünüyorum. Teknoloji ile kullanıcı ihtiyaçlarını şekillendirmeye çalışmak çok ciddi yatırım, daha da önemlisi, zaman gerektiriyor. Apple çok doğru bir zamanda NFC tarafında yapılan hataları da iyi analiz ederek doğru bir çözümle hayatımıza giriyor. Giyilebilir teknolojilerle de desteklenecek NFC’li çözümler tarafında bir ivme yaratacağı kesin.

Apple Pay Türkiye pazarındaki rekabeti nasıl etkiler? Türkiye Apple Pay’e hazır mı?

Apple Pay lisansör kuruluşlar, POS (acquier) ve kredi kartı veren (issuer) bankalar ile işbirliği içerisinde çalışan, mevcut kartlı ödeme sistemlerinin inovatif yaklaşımlar ile süslenmiş, şekil değiştirmiş biçimi. Dolayısıyla mevcut uygulamaları tamamlayıcı bir çözüm olduğunu düşünüyorum. Türkiye NFC çözümlerine en çok yatırım yapan ülkelerden biri olmasına rağmen NFC okuyuculu POS sayımız henüz yeterli değil. Burada Apple’ın izleyeceği yol birkaç yerel perakende devi ile anlaşarak ApplePay’in tercih edilme oranını artırmak olacaktır. NFC çözümlerinde birincil öncelik kullanıcıları bilinçlendirmek. Türkiye’de iPhone kullanıcılarının maalesef yüzde 80’inin hiçbir aplikasyonunu güncellemediğini düşündüğümüzde önümüzde almamız gereken uzun bir yol olduğunu söyleyebilirim.



KISA KISA – İnternet Üzerinden Neden Alışveriş YapMIyoruz?

сондажиBugünlerde internet profesyonellerine sorduğum bir soru bu. –İnternet üzerinden en son ne zaman alışveriş yaptın? Aldığım cevap sizleri şaşırtabilir lakin ben hiç şaşırmıyorum. Sanılanın aksine işi gücü internet, hatta online alışveriş olan insanların internet üzerinden alışveriş frekansı 2 ayda sadece 1 kez mertebelerinde. İnternet üzerinden kredi kartını bir kez kullanmış 10 milyon kişi olduğu ve sadece “2,5 milyon” civarında bir kullanıcının buna benzer frekansta online sipariş verdiği düşünüldüğünde; sektörde beklenen sıçramanın neden gelmediği, 2014 yılının ve muhtemelen 2015′in neden konsolidasyon yılı olarak geçeceğini de bizlere göstermiş oluyor.

Peki neden online sipariş yapmıyoruz?

•    Online alışverişlerin %60’ı büyük şehirlerden geliyor. Hava güzel, alışveriş yapabileceğimiz lokasyonlar 10 dakikalık mesafede dolayısıyla bu insanları motive edebilmek kolay değil.

•    Teslimatlar halen çok geç yapılıyor. Büyük şehirlerde ikamet eden bireyin fiyat avantajı dışında bir motivasyonu kalmıyor. Birçok zaman işletmeler için haksız rekabete yol açan fiyat avantajı, online alışveriş algısını maalesef kökünden değiştirdi. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’den verdiğim sipariş ile, HongKong’tan verdiğim aşağı yukarı aynı zamanda teslim edilebiliyor.

•       Her yeni iş modeli, e-devlet uygulaması sektöre yeni giren perakende devi beraberinde alışveriş yapan yeni kullanıcıları da sektöre kazandırır. Bu yeni modellerle 2 yıldır sınıfta kaldığımızı düşünebiliriz. FMCG, Subscription ve mobil tarafta halen çok boşluk var. 2015′e geldik lakin  bebek bezi siparişiniz için her seferinde yeni sipariş oluşturmalısınız (subscription?)

Özellikle büyük şehirler dışında kalan kısma, genç nüfusa, ödeme sistemleri alanında Türkiye’nin başarılarına baktığımızda sektörün birçok fırsat barındırdığını  tabiki görüyoruz. Diğer taraftan rakamları değerlendirirken Türkiye nüfusunun %64’ünün halen aynı tencereden yemek yediğini de unutmayın. Akıllı cihaz rakamlarına bakıyorsanız, unutmayın ki bir akıllı cihaz “smartphone” ancak sahibi kadar akıllı olabilir. 35 milyon internete bağlı kabul, ama internette ne yapıyorlar? MSN kullanımında dünyanın neresindeyiz? Hayal kırıklığı yaşamamak için rakamları çapraz sorgulamayı unutmayın.

Türkiye’de ki fırsatları değerlendirecek şirketler nefesi/sermayesi güçlü olan, gelişmekte olan ülke (emerging market) refleksine sahip şirketler olacak gibi gözüküyor.

Not; Bugün bir yatırım yapacak olsam bu e-ticaret alanı değil, giyilebilir teknolojiler, mobil, insansız hava uçakları (Drone) kısaca “Donanımsal” yatırımı olurdu.

 


2013 Sektör Değerlendirmesi ve 2014 (eTicaretMag Röportaj)

2012′ye kıyasla Türk e-ticaret sektörü 2013′te ne gibi değişimlere uğradı? Sektör sizce ne kadar büyüdü?

İnternet üzerinden yapılan ödemelerde yüzde 30’un üzerinde bir büyüme yakalayacağız gibi gözüküyor. Gerçek anlamda e-ticaret cirolarına baktığımızda ise; bu büyümenin altında kaldığımızı söyleyebilirim. 2013 yılının konsolidasyon yılı olmasını bekliyorduk. Öyle de oldu. Kârlılığı yakalayamayan, yeterli nefesi olmayan işletmelerin yola devam edemediğini gördük.

Benim de uzun zamandır inandığım bir gelişme olarak, dikey e-ticaret tarafındaki oyuncuların da iş modellerinde küçük değişiklikler ile dikeyden yataya geçtiklerine tanıklık ettik. Görünen o ki sektör henüz kalabalık dikey oyuncu pazarını doyurabilecek kadar olgunlaşmış değil. 2014 yılı işletmelerin cirodan çok kârlılığa odaklanmak zorunda olduğu bir yıl olacak.

2013 yılını online ödeme sistemleri açısından ele alacak olursak Türkiye ve dünyada nasıl gelişmeler yaşandı? Alternatif ödeme sistemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye ödeme sistemi altyapıları anlamında dünyanın birçok ülkesinden ileride. Bu bilgi birikimi ile Türkiye’de şekillenen çalışma mantığı ve güvenliği açısından baktığınızda, yabancı muadillerinden çok daha ileri teknolojilere sahip alternatif ödeme sistemlerimiz mevcut. Bunlar arasından BKM Express ile BKM’nin çok iyi işler yaptığını, bunu yaparken de insanları internet üzerinden alışverişe özendiren TV reklamları ile sektöre dinamizm getirdiğini söyleyebilirim. Biz de PayU olarak BKM ile yaptığımız işbirliği çerçevesinde BKM Express’i PayU üzerine entegre ederek işletmelerimize sunmaya başlıyoruz.

Alternatif ödeme kanallarının en güçlü olduğu ülkeler, İngiltere, Almanya, Fransa, ABD ve Avustralya gibi e-ticaretin patlama yaptığı ülkeler. Bu ülkeler dışında alternatif ödeme yöntemlerinin toplam ekosistem içerisindeki payı henüz iki basamaklı rakamlar bile değil. Özellikle mobil cihazlar üzerinden yapılan ticaretin artması ile alternatif ödeme sistemlerinin de pazarda kendine yer bulacağına inanıyorum. Burada bir ödeme sisteminden öte, katma değer yaratabiliyor olmak önemli.

Read More…


2013′te PayU ve Türkiye Pazarı’nda PSP’lerin Doğuşu

PayU ile birlikte Naspers ailesi ve Naspers’ın internet yatırımlarını 4 dikey segmentte yöneten Allegro Group ile tanışmamın üzerinden 2 yılı aşkın bir süre geçmiş. Henüz PayU altyapısının ne olduğunu, neler sunabileceğimizi anlamaya çalıştığım günden bugüne kadar düşündüğümüz tek şey; Türkiye’de Elektronik Ticaret ekosistemini büyütmek, yeni oyuncuları hızlı ve steril bir ortamda online dünya ile tanıştırmak, halihazırda bu işi yapan işletmelerin de iş yapış şekillerini iyileştirerek asıl işlerine odaklanmalarını sağlamaktı.

Bugün dönüp geriye baktığımda PayU olmadan sağlıklı bir şekilde e-ticarete başlayamayacak binlerce işletmeden tutun da, yine PayU sayesinde milyonlarca TL riski bertaraf eden Türkiye’nin en büyük online işletmelerine, hemen herkese temas eden bir ödeme sistemleri platformu görüyorum. Bu başarıda MasterCard ve VISA’ya kayıtlı Türkiye’nin ilk (yanılmıyorsam tek) PSP’si olan PayU’ya ve ekibime sonsuz güven duyan acquirer bankalarımızı (8) ve Sn. Soner Canko önderliğindeki BKM’nin katkısına değinmezsem olmaz.

PayU’nun başarısındaki kırılma noktası; grubun Türkiye, Rusya ve Brezilya’ya duyduğu büyük güven.  Başarılı ve yoğun bir çalışma gerektiren “lokalizasyonun” önünü açan da bu güven oldu.

Faaliyetimize başladığımız Eylül 2011’de önümüzdeki iki yol vardı. Bunlardan ilki dünya çapında başarılı olmuş birkaç çözümümüzü Türkiye’ye getirmek, diğeri tamamen Türkiye’ye özel, özel dikim bir ürün ortaya çıkarmaktı. Bugün düşününce uzun ve zahmetli bir yolu tercih ederek ne kadar doğru bir karar verdiğimizi görüyorum. Türkiye’ye değer vermiş, buna paralel değer katabilmişiz.

Birçoğunuzun bildiği gibi yaklaşık 9 aylık yoğun bir lokalizasyon çalışmasının ardından PayU Türkiye, tek entegrason, tek sözleşme, tek fiyat, tek yönetim paneli, tek mutabakat, tek vade, fraud filtreleri, 7/24 fraud monitoring ekibi sayesinde bankalardan sonra Türkiye’nin en büyük ödeme platformu oldu. Bir yıl içerisinde toplam e-ticaret cirosunun yaklaşık %7’sine ev sahipliği yaptı. 2014 yılı öngörülerimizde Türkiye’deki e-ticaretin %17’sine ev sahipliği yapacak bir platformun doğuşuna tanıklık etmiş olmak inanılmaz bir keyif. İlk işlemin yine PayU Türkiye ile aynı yaşta olan oğlum Ege’nin domain ismi olması hayatımda apayrı bir yere koyuyor ekipçe yaptıklarımızı.

Her zaman savunduğum bir görüştür bu: Ekosistemi büyütecek oyuncuların başında ödeme sistemleri, bankalar ve lisansör kuruluşlar gelir. Bunları lojistik altyapı ve gelişmişlik takip eder.

2013 yılına baktığımda;

• 4.000. işletmesi ile sözleşme imzalamış bir PayU
• Onlarca etkinliğe sponsor olmuş, birçoğunuzun adını bile duymadığı girişimcilik kulüplerini maddi ve manevi desteklemiş bir PayU
• Anlaşmalı olduğu bankalar sayesinde tüm kredi kartlarına taksit imkanı sunabilen bir PayU
• Yine anlaşmalı bankaları sayesinde tüm işyerlerine ek taksit, öteleme, vb. gibi kampanyalar sunabilen bir PayU
• PayU Bridge ile havayolu şirketlerinden, tüketici elektroniğine kadar tüm işletmelere dokunabilen bir PayU
• İşletmelerinin toplamda 5,2 milyon TL charge-back riskini bertaraf eden bir PayU
• Özellikle acquirer bankaların sektöre olan ilgisini canlı tutan, öğrenen, öğreten bir PayU
• Türkiye’ye ilk PSP’yi getiren, bu iş modelinin önünü açan bir PayU
• İş ortakları ile düzenlediği eğitimler sayesinde hiçbir gelir kaygısı olmadan işyerlerini ve sektörü eğiten, işlerini büyütebilmeleri için birçok anlaşmayı getiren bir PayU
• Türkiye’nin en iyi ekibini bünyesinde barındıran bir PayU görüyorum.

2014 yılı 2013′ten çok daha güzel geçsin. İşlerinizi büyütmek, iyileştirmek isterseniz ben ve ekibimle dilediğiniz zaman görüşebilirsiniz.


Türkiye’de E-Ticaret, Cirosu ve Ödeme Alışkanlıkları

Türkiye’de e-ticaret’e yapılan ilk yatırımın üzerinden neredeyse 15 yıl geçti. Tahminlerin aksine ilk yatırım ne Migros’un Kangurum’u, ne de Hepsiburada olarak bildiğimiz infoshop.com’du. İlk yatırım yıllar yılı sektörün odağında olacak, en ufak bir hareketi sektöre ciddi etki edecek bankalardan gelmişti.

Bu alt yapı yatırımlarının akabinde hızla yeni oyuncular piyasaya girmeye başladı. Sektör bankalardan, bankalar sektörden, lojistik sektörü her ikisinden de öğrenmeye başladı. O dönemler, henüz adı konulamamış olsa da “complementary” (birbirini tamamlayan) güçlü bir altyapısı oldu Türkiye’nin. Yıllar yılı temelleri bu denli sağlam atamayan birçok Orta Doğu ve Doğu Avrupa ülkesi büyük potansiyelerine ragmen “zorlama ödeme sistemleri“ ile e-ticaret eko-sistemlerini büyütmeye çalışacaklardı. Ukrayna ve Romanya’nın COD (kapıda ödeme) sorunsalı, Polonya’nın düşük kart kullanım alışkanlığı, Rusya’nın yetersiz ödeme sistemi ve zayıf lojistik altyapısı ve daha niceleri…

Bugün yurtdışında konuştuğumuz hemen herkes, 50 milyonun üzerinde kredi kartı, (90M+ Debit) güçlü lojistik altyapımız ve early adopters (erken benimseyen) genç nufüsumuzdan bahsediyor. Türkiye’den başka sadece Brezilya’da bu minvalde kullanılabilen taksit ve loyalty (sadakat) altyapımızın başka bir örneği daha yok. Türkiye’de geliştirdiğimiz birçok online ödeme sistemi teknolojisini Doğu Avrupa ve Batı Avrupa’ya pazarlamaya başladık. Bu bağlamda özellikle ödeme sistemleri tarafında bir işletmenin ihtiyaç duyabileceği her türlü argümana kolay ulaşabilmeniz mümkün.

Pazar’la ilgili konuşurken; aşağıdaki görselde Türkiye’nin toplam online ödemelerini ve bunun içerisindeki e-ticaret payını görebilirsiniz. Son 1,5 yıldır BKM (Bankalararası Kart Merkezi) bankalardan aldığı Sanal POS raporlarını olabildiğince doğru raporluyor. %100 doğru rapor alamamızın nedeni; yıllar yılı Sanal POS’ların bankalar tarafında “5964 MCC” (kategori kodu) ile takip edilmesiydi. O dönemler ECI (E-commerce Indicator) kullanmadığımız için; kolay yoldan, tüm işletmeleri tek bir kategori kodu altında takip ettik. Böylece bu kategoriden gelen riskleri (CNP – Card Not Present) daha sağlıklı takip edebileceğimizi düşündük. Geçmişten gelen Sanal POS’ların kategori kodu düzeltilemediği için; doğru raporlanamayacak binlerce online işletmemiz var. Diğer taraftan tek bir Sanal POS kullanmasına ragmen internet üzerinden satış yapan, IVR (çağrı merkezi) ile kredi kartı bilgilerini toplayan ve bilgisayar başında son kullanıcı adına provizyon alan çok büyük tatil-uçak bileti acentalarımız var. Böyle bir işletmenin cirosu içerisindeki gerçek anlamdaki e-ticaret cirosunu bilebilmemiz maalesef mümkün değil.   Bu durum ve MCC kodlarında yaşadığımız karmaşa yüzünden e-ticaret cirolarında kesin bir rakama varamayacağız gibi gözüküyor.

Tabloda ayrıca web sitelerinizde gözden kaçırdığınız, yeteri kadar önem vermediğiniz kredi kartı ile ödeme’nin toplam e-ticaret işlemleri içerisindeki payını da bulabileceksiniz. Bununla hemen birkaç soru geliyor akla;

-       Web sitenizde banka kartı (debit kart) geçiyor mu?

-       AMEX kart ile alışveriş yapılabiliyor mu? (15 karakter kart, 4 karakter CVV)

-       Tüm kredi kartlarına taksit yapılabiliyor mu? (Paraf?)

-       Banka kartı bilgilerinigirip, yanlışlıkla taksiti seçen bir kullanıcının işlemi red mi ediliyor? Yoksa bu işleme peşin devam etmek istersiniz gibi bir uyarı mı çıkarıyorsunuz?

-       Her taksitli işlemde son kullanıcıya kazandırdığınız loyalty sadakat (loyalty) puanlarını, web sitenizde kullandırabiliyor musunuz?

-       Fraud – Chargeback’e ilişkin aldığınız önlemler neler?

-       PCI-DSS tarafında ne gibi aksiyonlar alıyorsunuz?

-       Etc.

Avrupa’da %2’ler seviyesine yaklaşan Conversion Rate’lerin (dönüşüm oranı) Türkiye’de birçok online işletme için hala 1’ler seviyesine gelememiş olmasının birçok nedenini de içinde barındırıyor bu sorular.  Geleceği yakalamaya çalışıp, alternatif ödeme sistemlerini hızla web sitelerimize entegre ederken, asıl ödeme argümanına ilişkin yapabileceğimiz optimizasyonları gözden kaçırıyoruz.


PayU Türkiye E-Ticaret Ekosistemini Büyütüyor.

Digital Age’in yeni ödeme sistemleri ekinde yayımlanan röportajımın bir kısmına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

PayU iş modelini tanıtır mısınız? Hangi ülkelerde operasyonlarınız var ve neden Türkiye’de özel bir operasyon kurmak istenmiş? Dünyanın en önemli medya ve e-ticaret markalarını bünyesinde bulunduran Naspers’ın bir iştiraki olan PayU olarak şu an Latin Amerika’da Brezilya, Arjantin, Şili, Peru, Kolombiya, Meksika ve Panama, Güney Afrika, Ukrayna, Hindistan, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya, Macaristan, Rusya ve Türkiye olmak üzere dünyanın 16 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 25 binin üzerinde online işletme ile çalışıyoruz. Türkiye e-ticaret pazarı son yıllarda hızla büyüdü. Bu hızlı büyüme ve gelişim, ödeme alanında da yeniden şekillenen ihtiyaçları da beraberinde getirdi. PayU Türkiye olarak sadece Türkiye’deki ihtiyaçlara odaklanıp bunları karşılamak için Eylül 2011’de faaliyetimize başladık.   Ciddi bir yazılım geliştirme döneminin ardından sistemlerimizi Mayıs 2012’de devreye aldık. Kısa zaman içerisinde 2,000’den fazla üye işyeri ile sözleşme imzaladık ve çalışmaya başladık. Türkiye’de e-ticaret yapan her firmaya temas ederek, havayolu taşımacılığı şirketlerinden özel alışveriş kulüplerine, turizm şirketlerinden pazar yerlerine (marketplaces) kadar herkes ile çalışıyoruz, çalışmadıklarımızla da anlaşmak üzere görüşmeler yapıyoruz. Türkiye’de MasterCard ve VISA’nın yasakladığı kategoriler dışında faaliyet gösteren şirketlerle çalışıyoruz. Markafoni, Zizigo, Misspera, Tatilsepeti, Kitapyurdu, Grupfoni gibi aktif olarak çalıştığımız ve çalışmak için görüştüğümüz birçok önemli şirket var. Ayrıca PayU’nun da katkıları ile şimdiye kadar faaliyetine başlayan birçok işletme oldu. Bu işletmelerin başarı hikayelerinin bir parçası olmak bizleri sevindiriyor ve motive ediyor. Şimdiye kadar yüzlerce işletme ile görüşme fırsatımız oldu. Bu görüşmelerden elde ettiğimiz içgörülerden hareket ederek Türkiye’de online ödeme sistemleri alanında iki temel sorun olduğunu söyleyebiliriz: Birincisi işletmelerin sanal POS alıp e-ticarete başlayamaması; ikincisi ise e-ticaret yapan küçüklü büyüklü birçok firmanın karşılaştığı ters ibraz (chargeback) sorunu. PayU olarak Türkiye’de bu iki temel sorunu çözmek için organizasyonumuzu, ürün ve hizmetlerimi

PayU Fraud Filter

zi şekillendirdik.  Neden e-ticaret siteleri sizi tercih etsin? PayU Türkiye olarak Türkiye’deki online ticaret yapan ve yapmak isteyen işletmelerin öncelikli ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştiriyoruz. MasterCard ve VISA’dan aldığımız izinler kapsamında e-ticaret yapan veya yapmak isteyen işletmelere tek sözleşme ile altı bankanın sanal POS’una bir günde ulaşma imkanı sunuyoruz. 100’ü aşkın sahtecilik (fraud) önleme filtresi, PCI DSS ve SSL sertifikalarına sahip üyelik gerektirmeyen ve özelleştirilebilen ödeme sayfaları, sahtecilik konusunda uzman ekibimizle işletmelerin ödeme süreçlerindeki risklerini (chargeback) en aza indiriyoruz. Sadece sahtecilik (fraud) önleme alanında hizmet sunduğumuz üye işyerlerimizde PayU sanal POS’ları ile çalışması zorunluluğunu aramıyoruz. Bu alanda Türkiye’nin önde gelen birçok e-ticaret işletmesi ve bankasıyla işbirlikleri yapıyor kimileri ile de çalışmak için görüşüyoruz.

Üye işyerlerimize sunduğumuz yönetim paneli ile üye işyerlerimiz, satış performanslarını anlık olarak izleyebilmekte ve farklı banka POS’larını tek bir ekrandan yönetebilmektedir. Tüm bankaların sanal POS’larını tek bir komisyon oranı ile işletmelerimize sunuyoruz, istisnalar dışında tüm işyerlerimize ödemelerini, taksitli alışveriş bile yapılmış olsa, Cuma günü yapıyoruz. Bu da onların nakit akışlarını oldukça olumlu etkiliyor.

İlerleyen aylarda üye işyerlerimize dünyanın en gelişmiş mobil cüzdanları olan BKM Express’i ve Turkcell Mobil Cüzdan’ı da sunarak onların ödeme alanındaki neredeyse tüm ihtiyaçlarını karşılamış olacağız. Böylece üye işyerlerimiz asıl işlerine daha da rahat odaklanacak. Çalışma prensipleriniz? Hangi siteler sizinle çalışmalı? Dünyanın en önemli e-ticaret markalarını bünyesinde bulunduran Naspers’ın bir iştiraki olarak uluslararası düzeyde sahip olduğumuz bilgi deneyimini Türkiye e-ticaret pazarının ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyoruz. Kendimizi Türkiye e-ticaret sektöründeki işletmeler için güvenilir bir iş ortağı olarak konumlandırıyor, e-ticaret yapan veya yapmak isteyen herkese temas etmek istiyoruz. Kısacası herkese PayU’da bir şeyler sunmayı planlıyoruz. Yeni dönemde ödeme sistemleri tarafındaki Türkiye ve dünya öngörüleriniz neler? Türkiye’deki ödeme sistemleri sektörü sergilediği hızlı büyüme ve sahip olduğu potansiyel ile global pazarda da dikkat çekiyor. Türkiye pazarına yabancı yatırımların ilgisi ve pazardaki oyuncuların halihazırdaki rekabeti de bunun iyi bir göstergesi.  BKM verilerine göre 2012 yılı sonu itibarı ile Türkiye’de 54,3 milyon kredi kartı ve 91,2 milyon banka kartı var. Bu oldukça iyi bir rakam. Ödeme sistemleri alanında yeni teknolojilerin kullanıldığı oldukça gelişmiş bir altyapımız var. Bu altyapı, genç nüfus ve yukarıda da belirttiğimiz kart rakamları ile harmanlandığında Türkiye’yi eşsiz bir pazar haline getiriyor. Diğer taraftan Avrupa’ya kıyasla yeni iş modellerini hayata geçirmek konusunda da oldukça iddialı olduğumuzu söyleyebilirim. 2013 yılı sonuna doğru ödeme sistemleri alanında bir takım kanunların yürürlüğe girmesini bekliyoruz. Bu düzenlemelerle birlikte ödeme sistemleri alanında faaliyet gösteren oyuncuların daha sağlıklı ve güçlü şekilde yollarına devam edeceğini öngörüyoruz. Ayrıca alışılmışın dışında çalışma yapısına sahip olan kimi ödeme sistemlerinin Türkiye pazarına gireceğini öngörüyoruz. Ancak kredi kartı dünyasının bu kadar gelişmiş olduğu Türkiye pazarında, mevcut alışkanlıkları değiştirecek bir sistemi kısa vadede görmeyeceğiz. Kredi kartı odaklı sistemin mevcut ihtiyaçlar doğrultusunda optimize edildiği bir yıla tanık olacağız. Önümüzdeki yıllarda bütünleşik ödeme sistemlerini daha fazla göreceğiz. Örneğin metro duraklarında mobil cihaz vasıtasıyla QR kod okutarak alışverişlerimizi yapabileceğimiz, ihtiyaçlarımızı karşılayan en doğru ürünü, belki arkadaşlarımızın yönlendirmeleriyle bize en yakın mağazadan gerçek zamanlı bulup, alabileceğimiz yıllar bizleri bekliyor. Bu tip uygulamalarla birçok perakende devi, müşteri memnuniyetini ve satışlarını yukarı çekecek. Bu dinamizmi yakalayamayan birçok perakende oyuncusunun da ciddi sorunlarla karşılaşacağına tanık olacağız.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12  Scroll to top